·216 syf.····Okunma: 20 Ocak 2025 11:58 Buğra Gülsoy'un yazar kimliği ile tanışma kitabım oldu. Oyunculuğunu öyle böyle değil, çok çok beğeniyorum ve youtube hesabında da izlemiş biri olarak başladığım gibi; youtube hesabı gibi felsefik olacak galiba hem de tüm hikaye. Ama olmadı, beni kitabın ortasına doğru yanılttı ve öyle içine kattı ki; etkilendim bile.
İkinci kitabını almayı düşündüğüm bir seri benim için şu an ama biraz kasvetli bir hikaye olması açısından bazı yerlerde çok duraksadım. Gidişatı ve zaman atlamaları sanki "Klasik bir eser" okuyormuşum gibi hissettirdi. En çok bitiremezsem diye başlangıçta bu sebeple korktum ama dedim ya, ortalara doğru alıştım. :) Yani bir okumaya devam edince alışıyorsunuz...
Kitapta herkesin felaketi kendi seçimleri ve müdahale edemediği öfkesinden ortaya çıkar öğretisi var. Çok sağlam verilmiş konu içeriği...
Kitap 1910lu yıllarda geçiyor, İstanbul konstantinapolis iken ve gerek İstanbul gerekse de tüm dünyada kaos oluşturmaya hakim güçlerin var olduğu zamanları anlatıyor. İstanbul'daki köpek katliamı anlatılıyor, ama öncesinde o köpeklerin hapsedilmiş olduğu yerden çocukların birlik içinde kurtarışı ele alınıyor. Kitap buradan başlıyor, dersaadet dedikleri kentte oluyor bu olay. Oradaki yetkililer çocukları ve de gayrimüslimleri hedef alarak bir kavga çıkarma derdine başlıyorlar.
Sonra bu kavga bir futbol maçında gerçekleştiriliyor. Bir şekilde baş kahramanımızı çok severek baktığı ve arkadaş bildiği köpeğine şiddet uygularak kışkırtıyorlar ve sonrası o maçta hep kaçtığı ve savaştığı canavarıyla yüzleşiyorlar. Öyle ki bu olayın sonrasında hapsedilmemek için sevdiğinden ve de o şehirden kaçmak durumunda kalıyor.
Pariste bir hayatta kalma savaşı başlıyor sonra, öğretmenlerinden birinden öğrendiği boks dersleri sebepli boks mücadelerine çıkana kadar Parisin sular altında kaldığı dönemde şehrin kendini toparlamasını bekliyor... Sonra da daha Türkiye'de boks oynanmazken Türk boksör olarak kendini tanıtmaya kadar girişiyor.
Başvurduğu boks salonundaki insanların hayatını yoluna koymasına bayıldım ama sonra kendisinin de dediği gibi oraya da kaosu bırakıp kaçmak zorunda kalıyor. Aslında kıyamet dediğimiz şeyin, baş kahramanımızın ta kendisi olduğunu farkediyoruz. Veyahut ben böyle yorumladım...
Spoiler olsun; baş kahramanımız (Sabri) sevdiği kıza verdiği sözü tutmaya uğraşıyorken sahne Dersaadete dönüyor. O şehirde de köpeklere yapılan zulümden sonra (bir adaya kapatıp hepsini ölüme terketmek) bir büyük deprem olup kentimiz evsizlere teslim ediliyor ve büyük veba salgını da ortaya çıkıyor. Evsiz kalanlara bakan da sabrinin sevdiği kız ve babası. Kan öksürdügü sırada ağaca yaşlanmışken arkadan ona ilişen biriyle "o mu cidden" dedim diyor ve kitap orada bitiyor. Bence sabri dönüyor, ama ikinci kitapta ne oluyor göreceğiz artık. İlerleyen aylarda alıp okuyacağım onu da inşallah. :))
Sevgili yazarımız Buğra Gülsoy, güzel yapmadığın bir şey var mı acaba? Kalemine sağlık...