Zalimliğin Başkentinde Söz Mazlumların
10/10
·280 syf.··
2025 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2025 14:39
Nedendir bilinmez bu kitabı bitirip son sayfasını çevirdikten sonra içime umut doldu. Bir kitapla pekâlâ bir umut yeşermesine ulaşılabilir. Yapacağım incelemeyi özenle yazmaya çabalıyorum. Hissetmiş olduğum duyguları size de yansıtabilmek adına kitaptan örnekler ve konuyla bağlantılı bir şiir de paylaşmak istiyorum. Gelelim 'Herlanda'ya. - Bir ülke düşünün, bu ülkenin her yanı betonlarla çevrili duvarlar ile kaplı. Yeşilliğe, özgürlüğe, eşitliğe, hak-hukuk ve adalete yer tamamen yok. Ülkenin başında kendini 'her şey' ilan etmiş bir diktatör bulunuyor. Bu ülkede yaşayan her canlı hatta her cansız da dahil olmak üzere onun itaati altında. Günün çeşitli saatlerinde O'na (kitapta liderden bu şekilde bahsediliyor) dualar okunuyor, saygılar sunuluyor. Sanki yarın bir gün ölüp toprağa karışmayacakmış gibi yaşayan bu lider, görüp görebileceğiniz en 'vahşi' kurgu karakterlerden birisi. Kendisi hem ülkenin kurucusu, aynı zamanda yöneticisi hem de Tanrı olarak gösteriliyor. O'na inanların olduğu kadar inanmayan 'hiçler'in sayısı da oldukça fazla. Kimdir bu Hiçler? Herler'e karşı çıkan, onların kullanmış oldukları hiçbir sistemi (isimler, takvimler, alfabe, toplu alanlar vb.) kullanmamaya çalışan yalnızca özgürlüğü halka geri kavuşturmak isteyen bir devrimci toplum. Anlaşıldığı üzere ülke adeta iki farklı gruba bölünmüş (Herler ve Hiçler), üstüne üstlük dıştaki herhangi bir ülkeye sıfır bağlantıları bulunan yabanıl bir toprak parçasıdır. Bu ülke sınırları içinde yaşanan korkunç gerçekler var. İşte bunlardan birtakım örnekler: 1. Herlanda dini sadece erkeklere özgüdür. Kadınlar, çocuklar ve diğer tüm canlılar da erkeklere ait olanlardır! 2. Erkek çocukları zorunlu olarak süren 15 yıllık bir eğitim almaya hakları vardır. Kız çocuklarının ise kız okulları altında 12 yıllık bir eğitim süreleri bulunur. Adının okul olduğuna bakmayın, burada yalnızca 'Herliğin Kuralları' ve 'Evliliğe Hazırlık' dersleri veriliyor. 3. Tıpkı bir Tanrı'ya ibadet eder gibi burada da Her Şey'e çeşitli dualar, onun adının özelliklerini sesli şekilde söylemek gibi ilginç bir ritüelleri var. Her gün bu değişik biçimli törenler uygulanmakta. 4. Gıdaya erişim oldukça kısıtlı. Kargo uçakları ile getirilen paketlenmiş, genetiği değiştirilmiş organizmalar tüketilmekte. 5. Ne televizyon var ne de internete erişim izni. Her şey tamamıyla kısıtlanmış durumda. Üstüne üstlük mahkemeler kapatılmış, seçimler de yasaklanmıştır. 6. Daha önceden de söz ettiğim gibi ülkenin hiçbir köşesinde (Her Şey'in şatoları hariç) doğaya ait bir parça barınmıyor. Ova, dağ, çayır hatta deniz bile görmek yalnızca hayallerden ibaret. 7. İnsan canını almanın çok kolay olduğu bir ülke. Dolayısıyla gelişmiş bir organ ticareti sistemi var. Lider Her Şey dilediği şekilde insanları katledebilir ve sonrasında onların organlarını paraya çevirmek adına dış ülkelere gemiler aracılığıyla yollayabilir. Ve daha bu tarz onlarca örnek oluşturulabilir. Anlayacağınız her şeyin -ciddi anlamda her şeyin- kısıtlanmış olduğu ve tüm iyilikleri ancak itaatkâr olanların görmekte olduğu bir devlet. İlk başlarda kitabın içerisinde bulunan çok çeşitli uzun sayılar, isimler, tarih ve yıllar ya da bunun gibi detayları akılda tutmak zor gelebilir fakat hızlı bir şekilde kitabın içinde yer almaya başladığınızda karakterler ve mekânlar kafanızda hâlihazırda oluşmuş oluyor. Tam da böyle bir dönemde okumuş olmam iyi bir denk geliş oldu benim adıma. Anlatılan bu distopik ülke düzeni gerçekten olağanüstü şekilde belirtilmiş. Tüm sistemleri, ülke içerisinde iki farklı yaşam şekline bölünme, yönetimi güç olarak görüp her imkânı el altında hissetme gibi ütopik bir düzen içinde yazmak çok zor bir iş olmalı kesinlikle. Ancak bunu üstesinden öyle güzel gelinmiş ki okumaya oldukça değer. Son derecede akıcı bir anlatım dili hâkim. HÖK (Hiçlanda Özgür Kadınları) toplantı bölümlerini nefesimi tutarak okudum resmen. Merak uyandırıcı ve sürükleyici bir anlatım tarzında. Ve aslında bana bu kitapta anlatılan her şeyin pek de uzakta olmayan bir gelecek tarihte, çoğu dünya devletinin kaderini yansıtacak hazin bir sonmuş gibi geliyor. Bunu belki şu anlık bilemeyiz fakat yaşayarak öğreneceğiz elbet... Tabii buraya kadar hep zorluklardan ve zalimliklerden bahsetmiş bulundum. Ancak her kötü olayın arkasında bir de iyilikler yatar. İşte şimdi bir direniş hareketinin göstermiş olduğu o kuvvete göz atalım. Yıkılmak bilmeyen Hiçler arasında, onlarca kişinin arasından, kendisi minicik ancak yüreği kocaman bir kahraman çıkıveriyor: Çitlembik. Küçük Çitlembik sayesinde kayıt altına alınmış bazı görüntü ve sesler yardımıyla 'her şeylerin' hiçbir şey olma yolunda adımları atılıyor. Bu küçük kahramanın sahiplenmiş olduğu boyundan büyük görev, onu ilerisi için çok önemli bir konuma getirecekti. 'Hiçler' senelerdir görmemiş oldukları özgürlük haklarını geri aramak için harekete geçmeye başlarlar bu desteklerle. Bu bir direnişin sembolü olacaktır. Kurtuluş amacıyla çıkılmış olunan yola nasıl bir sonuçla bağlayacaklardır ülkelerini? Korku nedir bilmeksizin ilerleyen hiç ekibi bu yürüyüş eylemini zaferle alabilecek midir? 'Her Şey' denilen zatıali bu adam, ülkede yaşanan tüm bu karışıklıklardan sonra nasıl bir yol çizecek? Bu soruların yanıtlarını kitabın sayfaları arasında sizler arayın istiyorum. Okurken ilginizin her bir sayfada daha çok büyüyeceği bu ütopik dünyayı bir de siz kafanızda canlandırmalısınız çünkü. Yalnızca dinlemekle kalınmamalı. Son bir değerlendirme olarak önemli bir temadan bahsedeceğim. Buram buram kadın-erkek eşitliği ve kadın dayanışması kokuyor tüm bu mücadeleler. Okumayı ve görmeyi en çok istediğim temalardan birisi. Gurur verici ve kadına verilmesi gereken değeri vurgulayan (ilk bölümleri dışında kalan yerlerden söz ediyorum) bir eser oldu benim gözümde. Okumanızı belki de bu güçlü sebepten ötürü bu kadar çok istiyorumdur. ---------------------------------------------------------------------- Toprak doyurası gözleri doymuyor Çok para kazanmak istiyorlar; öldürmemiz, ölmemiz lazım geliyor çok para kazanmaları için. ... Aldanıp aldanmamak, İşte bütün mesele. Aldanmazsak : varız! Aldanırsak : yok! /Nâzım Hikmet Ran/ Bu kitabın ana teması işte bu şiirde verilmiş olduğu gibidir. Okuyup bitirmiş olduğum 'Herlanda' romanı altına yazmak için Nâzım Hikmet'in kaleme almış olduğu 'En Mühim Mesele' (yukarıda bir kısmını aktarmış olduğum şiir) yazısını eklemek istedim. -------------------------------------------------------------------- "Her güzel şeyin bir sonu vardır. İşte sona geldik." diye kaleme almış Değirmenci. Bu ütopik ülkede güzel bir şey var mıydı, sanmıyorum ancak tıpkı bu sözde de belirtilmiş olduğu gibi bir son elbet vardır, bulunur. Ve işte o sona gelindiğinde ne diktatörler kalır ne de itaatkârlar. Günün sonunda - er ya da geç - 'herkes' aydınlığa ulaşacaktır. Çünkü tek bir aydınlık onlarca karanlığı yıkmaya yetecek güce sahiptir. Gerçeklerin içinde ve yolunuzu aydınlatan ışığın hüzmesine göre yaşayın. Kalın sağlıcakla, edebiyat ile...
1000Kitap
Herlandaİrfan Değirmenci · İnkılap Kitabevi · 2018169 okunma
·
91 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Naz Balacı
Gönderi Sahibi
Kitap değerlendirmelerini okumaktan kaçan, hele ki yazılmış olan inceleme epeyce uzunsa ekranı aşağı kaydırıp gönderiyi hızlıca geçen '1000Kitap' uygulaması halkı için oldukça uzun bir eleştiri oldu bu yazı. Sanırım okunmayacağını bilerek -ne olursa olsun- paylaşmayı göze aldım...