·144 syf.····Okunma: 25 Ocak 2025 00:01 "...Benim gibi hisseden başkalarını bulma ihtiyacım vardı. O yüzden böyle insanları aramak yerine, böyle insanların aradığı kişi olmaya karar verdim; elimi yukarı kaldırıp 'Buradayım!' diye bağırırdım. Böylece belki birileri el salladığımı fark eder, bende kendilerini görür ve yanıma gelir, biz de birbirimizin varlığıyla rahatlayabiliriz diye umuyordum." İşte bu kitabı okumaya devam etmeme sebep olan sözler bunlardı.
Her insan yanında bir sıcaklık, anlayış, destek ve sevgi barındırmak ister çünkü yaradılışımız böyledir; neticede hepimiz sosyal varlıklarız. Anlattığımızda duyulmak isteriz; beklediğimizde görülmek ve olmadığımızda bile anılmak isteriz. Bu, önemsenme ihtiyacımızdır. Varlığımıza bir anlam ve kanıt yüklememizi sağlar tüm bunlar. Ancak gözden kaçırdığımız bir nokta vardır: Sağlıklı bir zihin işleyişine sahip bir insan için bile tüm bunları görebilmek ve bunlara tutunabilmek oldukça zorken, depresyon ve anksiyete gibi bazı bozukluklara sahip insanlar için bunları yapmak çok daha zor ve yıpratıcıdır; hatta bazen imkansıza bile yakındır.
Ne de olsa oluk oluk kanayan ve acı veren bir yaraya sahip olan kişinin, o yara kapanıp iyileşene ve bıraktığı ize alışana kadar gördüğü ve hissettiği tek şey o yaradır. O yaranın kaybettirdikleri ve çektirdikleridir. Kalan her şeye kördür; çünkü önce hayatta kalması ve acı hissine son vermesi gerekmektedir. Peki, ya yaran görünmüyorsa? Kaynağını göremediğin ve yayılışını takip edemediğin bir zehri nasıl durduracaksın ki? Ya da durdurmuş olsan bile, yok olduğunu ve tekrar o zehri tatmayacağını nasıl bileceksin?
Bu soruların tek bir cevabı var: Asla bilemeyeceksin.
O yol ayrımında vereceğin bir karar olacak: Ya devam edebilmeni sağlayacak bir inanç yeşerteceksin göğsünün ortasında ve o inanç dallanıp budaklanacak ya da kendini o zehre batırıp yok edeceksin.
Karakterimiz de kendi hayatında ilk yolu seçenlerden biriydi. Aktardığı terapi sürecini okurken, karakterin kendisine dair farkındalığının oldukça yüksek oluşu ve kendini ifade ediş biçimi beni oldukça etkiledi. Çünkü pek çok insan, neyi neden hissettiği ya da hissettiği şeyi nasıl ifade edeceği konusunda ciddi zorluklar yaşar. Ancak karakterimiz bu konuda oldukça iyiydi ve psikiyatristine yardımcı olmak konusunda da oldukça istekliydi. Bu tarz terapi süreçlerinde böylesi çabalar, sürecin olumlu ilerlemesi için çok önemli bir etkendir.
Diğer yandan belirtmem gereken bir nokta, seans kısımlarını okurken psikiyatristin bazı yerlerde yetersiz ve sığ göründüğünü düşünmem oldu. Evet, bu akademik bir kitap değil,bir roman; herkesin anlayabileceği bir şekilde, bir mesaj temelinde özü yansıtmalıydı. Belki gerçek yanıtlar bunlardı ve üzerinde hiç oynanmamıştı; belki de düzenlenmiş ve sadeleştirilmişti. Doğru yanıtı, "öyle olmadığı iddia edilse" bile bilmek zordur ancak yine de bazı cevapların çok zorlama ve yardımdan uzak olduğunu düşündüm. Bu nedenle sonlara doğru "Ne zaman bitecek? Bu yol nereye çıkacak?" gibi hissettiğim zamanlar oldu. Ama şaşırdığım bir nokta vardı: Tüm sürecin aktarımı bittiğinde gelen psikiyatristin öz-eleştirisi... Bu, benim için çok şaşırtıcı ve hoş bir detay oldu.
Terapistin kendisini doğrusu ve yanlışıyla ifade edişi ve gereksiz bir ego benimsemek yerine düzeltmesi gereken şeyleri kabullenişi, kitaba dair bakış açımı tamamen değiştirdi. Bu, öylesine bir aktarım gibi görünse de oldukça büyük bir öneme sahiptir aslında. Bir insanın, sadece bir anlık yaptığı bir hatayı dahi kabul etmesi oldukça zorken, hayatını adadığı mesleği icra ederken yaptığı yanlışları fark etmesi ve bunları kabul edip dile getirmesi ne kadar zor bir şey, düşünebiliyor musunuz? Yapılması gerekse de zor bir şey...
Tüm bunların sonunda ise karakterimizin kendisi ve mental sağlığı için verdiği savaşı, çabayı ve kabullenme sürecini hiç boyamadan, artısıyla ve eksisiyle ifade edişi oldukça güzeldi. Ne yazık ki kimse ne tam siyah ne de tam beyazdır. Aslında hepimiz içimizde her renkten ve her tondan bir şeyler barındırıyoruz. Bazılarını henüz tanımamış olsak da ya da bazıları daha yoğun olsa da... İnsanın hem güzelliği hem de karmaşıklığı buradan gelmez mi zaten? İnsanı insan yapan bu tonlardır ve "ideal" ya da "doğru" ton diye bir şey yoktur. Kendimizi sıkıştırmaya çalıştığımız kalıplar ya da değiştirmeye çalıştığımız tonlar, aslında bizi bizden uzaklaştıran ve asla iyi sonlanmayacak bir yola sokan çabalardır. Gereksizdir ama ihtiyaç sanılandır, büyük bir tuzaktır çoğu zaman. Tüm bu tuzaklar arasında gezerken de kendini sevmek ve saymak çok büyük bir çaba ve cesaret ister elbet.
Umuyorum ki bu kitabı okuyanlar, kendi savaşlarında bir nebze de olsa yol gösterici ya da teselli edici bir şeyler bulabilmiştir. Ve yine umuyorum ki her gün, kendinizi sevmeye ve saymaya bir adım daha yaklaştığınız bir güne uyanır; kendinizi tanımak için çıktığınız yolda hevesle ilerler ve sadece o yolda yürümenin bile mutluluk olduğunu hissedecek bir hayat yaşarsınız (ya da yaratırsınız).
İyi okumalar diliyorum :)