Etkileyici kitaplar okuduğumuzda, yazarın hayal gücüne ilgi duyarız; bu kurguda gerçeklerden esinlenmiş mi, kendi hayatından kesitler var mı sorularının cevapları merak uyandırır okurda. O yüzden bazen, eserlerinden önce hayat hikayelerini okumak, anlamayı, aradaki bağlantıyı kurmayı kolaylaştırır.
Judith Hermann'ın bu kitabı tam da bu açılardan son derece samimi ve cesurca yazılmış. Sorularınıza cevap veriyor. Bir yandan kendi hayatından kesitler anlatırken, bir yandan da bu kesitler eserlerinde yer bulmuş olabilir mi bunu tartışıyor. Evet, içsel bir tartışma da var, çünkü zaman zaman, şu öykümde bu olaya yer verdim ama gerçekten yaşandı mı emin değilim diyebiliyor.
Zor bir çocukluk geçirmiş, babasıyla problemli bir iletişimi olmuş her zaman, yetişkinliğinde uzun dönem terapi görmüş. Farklı arkadaşlık ilişkileri ve anneliğine de değiniyor kitapta. Bunların öykülerine yansımaları olmuş. Fakat yazma deneyiminin çok da planlı işlemediğine de dikkat çekiyor. Kendisini etkileyen herhangi bir olayı anlatmak için başlayıp, hikayenin sizi ummadığınız bir yere götürdüğünü söylüyor.
Yazmaya, edebiyata karşı tavrını en iyi şu cümleler özetliyor sanırım: "Esas olan, yani meselenin kalbi, aslında anlatılabilir bir şey değildir, merkez, içine adım atılamayacak bir yerdir... Ben o tek anlaşılmaz gerçekliğin içine girmek istiyorum, onu kavrayamadığımı yazmak istiyorum ve kısacası onun zaten kavranılamaz olduğunda ısrar etmek istiyorum."