Melankoliye kapılan bir ressamın iç dünyasını okumak...
10/10
·252 syf.··
2025 4. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2025 00:00
İzin verin bu kitabı uzun uzun anlatayım biraz. Van Gogh'a dair olan olumsuz önyargıları külliyen yıkmıştır çünkü kendisi. Bir ağabeyden 4 yıl küçük kardeşine yazılan bu mektuplar , mektuplardan öte bir şeydir. Otobiyografinin en anlamlısı da! Realist bir ressamın iç dünyasını okumak da ne dokunaklı işmiş ama! Tabi bu mektuplar onun o yolu seçmesinden çok daha önce başlar, ta 19 yaşında din işlerine koyulduğu yıllarda, daha kardeşine bağımlı olmadan önceki zamanlar... O mektuplarda bir ağabey figürünün verdiği özgüvenle konuşuyordu adeta, saflığın doğuşu işte o zamanlardan. Hollanda yılları diye başlayan bölümle beraber kendisi sevdiği işe koyulmaya başlar. Bu dürtüsü onu kardeşine bağımlı olmaya mal olacaktı. Lahey'de yaşadığı sıralarda melankoli kelimesine çok kez yer vermişti mektuplarında, bu melankoliyi resimlerine yansıtma çabasıyla beraber. "Güçlüklerle dolu bir yaşam" diye tanımladığı bir döneme giriştiğinin de farkındadır, sonuçta para getirmeyen bir işe feda etmişti kendisi, ve de zora sokmuştu karşılıksız destek veren kardeşini. Kardeşi de ne büyük bir adammış ama! Karşılıksız desteğe inanmıyorum ancak mucizelere inanırım, Theo diye bir kardeşinin varlığına inandığım gibi. Bu karşılıksız maddi ve manevi destek Van Gogh'u melankoliye düşürmüştür. Kardeşine duyduğu o abartılı sevginin nedeni de odur muhtemelen. Kendisinin bir yük haline geldiğini de biliyordu, ki "aramıza kara bulutların girmeyeceğini umarak..." sözcüklerini kullanmıştı. Bu melankoli Van Gogh'a doğaya ve aşka dair yeni bir bakış kazandırmıştı. Haliyle bu bakış açısı onu izlenimcilik akımına yanaştırmıştı. Kardeşine anlatırken manzaraları, kendi melankolik duygudurumuyla karıştırarak aslında kendisinin izlenimcilik denen akımdan haberdar olmadan önce bile o akımın içerisinde yüzdüğünün göstergesidir. Lahey yıllarında okuduğu Van Gogh, Zula gibi yazarların etkisi de göz ardı edilemez. Kendisinin romantizmden çok realizm ve natüralizme yanaşan iç dünyası dolu bir sanatçının olduğu da. Yaşamış olduğu uygun olmayan aşk hayatı kardeşini kızdırmıştı zamanında, babasını da hiç sorma. Kardeşine rağmen sürdürecek miydi modellerle olan ilişkisini bilemiyorum ancak kardeşinin buna rağmen desteğini kesmemesi, manevi destekten bahsediyorum, onun aşk hayatına saygı duyması... Theo'ya duyulan abartılı sevgiyi abartı bulmamak gerek yani. Tabi Theo'nun bu durumdan rahatsız olmadığını söyleyemem, ki Van Gogh bu hayatını dile getirmeyi bırakmış. Bir yerden sonra mektuplar kendisinin iç dünyasından çok artık dış etkenlerin yarattığı sorunlardan bahsetmeye başlar. Karşılığı bulunmayan masraflardan, renklerin solukluğuna... Ama ilginç bir şekilde adamda bitmeyen bir umut var gibi idi. Bu umut dosdoğru muydu yoksa kardeşinin çabalarını boşa çıkmasın diye kardeşine ettiği yalan mıydı? İşte bunlar Van Gogh'un depresyonun derinliğinde yaşadığı kuşkunu getirmişti bana. "Buralarda birlikte yürüyüşlere çıkmamızı, birlikte resim yapmamızı ne kadar isterdim!" Bir kaç yerde söylemişti bunu. Kardeşini resim yapmaya da itiyordu hatta. Kardeşini çok seviyordu. Ve doğayı da seviyordu, doğaya karşı çıkmaktan da kaçınıyordu. Doğa onu ressamlığa itmişti. Kardeşi onu bu işleri bırakmasını söylemesine rağmen vazgeçemezdi bu işten. Kendi sözcükleriyle, bu zorlu hayatı “yazgının” bir zorlamasından başka bir şey değildi. Hollanda yılları mektuplarını okurken, romantizmin neden eskilerde kalmış bir akım olduğunu, kötü bir ressamı takliçiye neden tercih edileceğine, realizmin güzelliğine, köylüyü çıplak bir bedenle betimleyen ressamlığın saçmalığına, Rousseau, Leibl, Renouard, Millet, Manet, Delacroix vb. Ressamlara dair o kadar bilgi birikimine sahip oldum gibi… Renklerin önemine de… Bu mektuplara dair bir başka güzel şey de, yarattığı pek meşhur tablonun ilk eskizlerine rastlamak ve çizerken yaşadığı o iç dünyasını okumaktı. Patates yiyenler, hasat zamanı (benim şahsi favorim), üzümbağı, yatak odası, kızıl kabare, tohum saçan adam, ayçiçekleri, şair portresi, Rosoul karısının portresi, gece kahvesi (bir diğer şahsi favorim)… Ya bunların hepsine rastladım satırlar arasında! Okurken yaşadığım zevki anlatamam… Tabi bazen zevk, bazen de üzüntü ve ona eşlik eden gözyaşlarıyla da karşılaşılabiliyor okurken. Kulağını kesmesinin akabinde yazdığı o saf mektup, ve tabi öldükten önce yazdığı o mektup… Ve işte… Mektuptan mektuba duygudurumu turuncu ile mavi arasında değişen, yaşadığı sırada kendisi bir “hiçlik” olarak tanımlayan ancak umuda ve yazgıya tutunan bir ressam iç dünyasından yeni çıkmış bulunmaktayım. Ama ilginç olan, onun iç dünyasının benim hem iç hem dış dünya olduğu gerçeği…
1000Kitap
Theo'ya MektuplarVincent Van Gogh · Yapı Kredi Yayınları · 20168,2bin okunma
·
49 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.