Az önce bir cümle okudum:
“Eli kalem tutan kızların, gözlerinde daima hüzün vardır.”
Bu cümle zihnimin sarsıcı bir yerine dokandı. On üç yaşında elime kalemi alıp sayfalarca yazı yazmamın ne koşulların içinden ruhumu kurtarmak için olduğunu hatırlattı.
Arkadaşlarımın sokaklara koştuğu tatillerde sayfalarca resim çizip, bir şeyler yazmanın düşüncelerimi uyuşturmak gibi olduğunu algılamak maalesef ki yirmili yaşlarda mümkün oldu.
Bu yüzdendir ki kalemin beyaz satırlarda oluşturduğu her cümlem hüznümden uyuyamadığım bir gecenin sabahını getirirdi.