Puan vermedi·176 syf.····Okunma: 20 Kasım 2024 12:19 Hepimiz tuhaf kadınlarız.
Evde oturmak yerine çalışmayı seçen kadınlarız veya evde oturmayı tercih eden kadınlarız.
Sevmek ve sevişmek isteyen kadınlarız ama aynı zamanda kendi çeperimizden çıkmak istemeyen kadınlarız.
Özgür olmak isteyen kadınlarız, hayatta var olmak isteyen kadınlarız.
Hepimiz ne kadar da tuhaf kadınlarız!
Leyla Erbil’in bu romanı 1960’lar ve 1970’lerde yaşanan toplumsal ve siyasi hadiseleri bir edebiyatçı ve aynı zamanda bir siyasetçi gözüyle bizlere aktarması temelinde oluşuyor.
Roman dört ana bölümden oluşuyor: Kız, Baba, Ana, Kadın.
Romanın merkezinde yer alan Nermin karakteri üzerinden Türkiye siyasetine ve kadın varlığına dair birtakım sorgulamalar yapıyor Leyla Erbil.
Öyküleme olarak yazılmış bu romanda Nermin’i, Nermin’in babasını, annesini ve kendi yaşantısının ekseninde devam ettiğini görüyoruz, bir Nermin portresi aslında.
Mesela Nermin sevilseydi anne babası tarafından Salih’in şifreli mesaj sonrası ona sarılmasıyla ait hisseder miydi kendiini o siyasi topluluğa yine?
Ya da annesinden dayak yedikten sonra iyi o zaman bir süre beni rahatsız etmez diyerek Dostoyevski okumaya devam etmeyip de rahatlıkla okusaydı Dostoyevski’yi yine de Haluk’un yazdığı mor leylaklı mektubun dağ kokusu(!) rahatsız eder miydi onu?
Babasıyla sınıf kavgası yapmak isterken babasına amele deyip işçi sınıfına ihanet etmekle suçladığında babası sensin amele kime amele diyorsun sen demeseydi yine de evlenir miydi Bedri’yle babası bu kadar karşı çıkarken?
Sorup duruyorsunuz önce Nermin’e sonra kendinize?
Başka bir Nermin, başka bir ben, başka bir Türkiye mümkün müydü?
Nermin çelişkileri olan bir kadın, Nermin hayatı çelişkiler üzerine kurulu bir kadın.
Anne babasıyla olan bu hesaplaşmaları evlendikten sonra eşiyle de devam ediyor. Zaten tam Nermin usulü evleniyor Bedri’yle.
Bedri vuruyor bu sefer acı gerçekleri yüzüne yüzüne.
Nermin tam bir Türkiye mozaiğini oluşturuyor: muhafazakâr-bağnaz anne ve babanın sosyal demokrat kızı.
Oldukça idealist birisi Nermin, romanın ilk başlarında kendisini ait hissetmek için bir topluluk bir insan aradığını görüyoruz, uzun uğraşlar sonucu bu aidiyeti siyasi topluluklarda bulmuş gibi.
İnandığı değerleri savunuyor ve en zor olan eylemleri yapıyor.
“Mahallesinden” taşınıyor.
“Amele” kesimini uyandırıp onlara zengin olmanın veya haklarını elde etmenin yollarını öğretmek istiyor ancak bunu ne kadar başarıyor?
Romanı okuduğunuzda görürsünüz veya başınızı camdan dışarı çıkardığınızda.
Arkadaş olmak isterdim onunla. Yanında olmak.
Leyla Erbil’i bu romanında hiçbir yazarda görmediğim kadar ironik ve realist gördüğümü söyleyebilirim. Oldukça keyifli bir anlatımı var.
Türkiye’nin cılız Cihangir tatlı su solcusu insanlarından tutun da Taşlıtarla sakinlerine kadar herkes alıyor nasibini.