Dokuzuncu Cemiyet✯✧.*☆—
9/10, 4/5
"Her çiçek her bahçeye ait değildir."
"Belki de iyi şeyler, kötü şeylerle aynıydı. Bazen olmalarına izin vermek gerekiyordu."
"Akıntı sonunda hepimizi almak ister. Yaşamak istiyorsanız mücadele etmelisiniz."
"Kalbin neredeyse ev de orasıdır seni züppe."
"Şeytanın bilmediği kapı olmadığını söyledi. Her ayağını içeri sokmak için beklermiş."
"Gücün olsun bu karanlık dünyada onu aydınlatmaya ve gücün olsun bu ölü dünyayı canlandırmaya."
Eğer biri size Matrix filminde olduğu gibi dünyanın göründüğü gibi olmadığını söylese o merak kapısını aralar mıydınız? Tavşanı takip eder miydiniz? Ya da Profesör Xavier gelse ve sizi okulunuza çağırdığını, X-men olmanızı istese onunla gider miydiniz? Ben kuşkusuz her davete evet derdim. Kitapta da bir cümle geçiyor, şu an aklıma geldi: "Biri size bir armağan sunduğunda kabul ederdiniz. Ama parlak bir şeye çekilmek aynı zamanda bir karga dürtüsüydü."
Galaxy ya da bilinen ismi ile Alex, iksire ihtiyaç duymadan Grileri görebiliyordu. Hem de onları bir hayaletten beklendiği üzere yarı saydam bir gri olarak değil, renkli görüyordu. Bununla çocukluktan bu yana yaşamış ve onların varlığına artık alışmıştı. Ta ki yüksek dozda uyuşturucu ile bir katliamın ortasında bulunup Lethe'den ona davet gelene kadar.
Kitap gelecek ve geçmişin iç içe geçmiş hali gibiydi. En başta epey gelecekten bir sahnenin -doğrusu bir kaosun, bilmecenin, karışıklığın- ortasına atıyor ve siz "Neler oluyor?" diyorsunuz. Sonra geçmiş ve gelecek olmak üzere bir Galaxy'den bir de Lethe'nin Centilmeni'nin (ya da Daniel Arlington, kitapta sıklıkla Darlington olarak okuyoruz ismini) gözünden okuyoruz. Kitabın dinamiği başlangıçta beni çok yordu. Zor bir dili yok, asla. Ama hani durup "Ben ne okuyorum ve okuduğumu anlıyor muyum?" sorgulaması yaşadım. Bu karışıklık yüzünden arkadaşımla epey kafa yorduk (aynı zamanda bana kitabı öneren ve beni kurgu hakkında heyecanlandıran, aydınlatan kişidir kendisi. Buradan Leydime selamlarımı iletiyorum). Kitabın son sayfalarında bu Kadim Sekizli nedir, ne yapar kısa notlar şeklinde düşmüş yazar. Önce oraya bakarsanız ilk baştaki karışıklık eriyip gidecektir. Ama bakmak istemez iseniz de ortalarda çoğu şeyi benimsemiş olursunuz.
Ben kitaplardaki gizem ağını, cinayet varsa daha çok, seviyorum. Büyük bir gizem var ve siz küçük gizemleri çözerek ona yaklaşıyorsunuz. Aynı zamanda bazı gizemler çözülürken bazıları da yeni doğuyor. Düşünmeye itiyor. Sadece okuyup geçeyim bir kitap asla değil.
Son zamanlarda "ölüm" teması, bunu metafor olarak kullanan kitaplar çok ilgimi çekiyor. Hatta yapımlara da bakmak istiyorum. Kitapta Grilerin ölümü hatırlatan yerlerden kaçınması öyle hoşuma gitti ve "Aşırı mantıklı." dedim. Tül'den kalkıp geçmişsin, ne diye mezarlıkta takılasın ki? Dokuzuncu Cemiyet'i bu kadar sevme sebeplerimden biri de inanılmaz özgün bir kurguya sahip olması. Yazarın üstünde emek harcadığını görebiliyorsunuz. Alışılmışın ötesine ya da Tül'ün diğer tarafına geçmiş yazar. Şu başlardaki karışıklık olmasa ve bir süre beni okumaktan mahrum etmese favorim bile olurdu.
Kitapta inanılmaz fazla cümlenin, uzun paragrafların altını çizdim. Hatta başta kendime "Yeter." demesem daha da alıntı koyardım. Kesinlikle "Hadi şuraya altı çizilecek özlü söz yazalım." amacı olmayan kurguda eriyen cümleler.
Galaxy gizemli, sıradışı ve oldukça agresif biri. Bazen "Kızım rahatla." deseniz dahi onun da söylediği gibi o şekilde davranmaya iten çok fazla sebebi var. Çok kötü bir çocukluk geçirmiş. Gördüğü şeylere inanmayanlar ile etrafı çevrili. Hayal gören, delirmiş, şizofrenik biri vs. sözleri onun belki de diğer isimleridir. Ergenlik zamanlarında ise kendini uyuşturucuya bırakmış, birçok kez başkalarını ileri düzeyde memnun etmeye mecbur kalmış biri. En sonunda gitmek isterken de bir katliamın içinde boğulmuş. Ya da boğmuş? Bilemiyorum.
Asi dahi olsa benim çok sevdiğim biri oldu. Yaptığı şeyleri taktir ettim ve bazı yerlerde "Umarım mantıklı davranıyorsundur." dedim. Ben bile sonuçlarını kestiremedim ve tahmin ettiğim olaylardan biri epey ağır bir şeye mal oldu. Kesinlikle kitabı onun gözünden okumak zevkliydi.
Darlington, tam bir centilmen. Başlarda çok sevdiğim biri olmasa da ilerledikçe ona ısındım. Çok sevdim mi, hayır. Daha iyilerini okumuştum. Ama kesinlikle okuma zevki veren biriydi. O da en az Galaxy kadar gizemli bir beyefendi. Ve Daniel, iyi ki Kapkaraağaç'ı o paragözlere yar etmedin. Onun en sevdiğim olaylarında biri buydu, keşke yüzüne de söyleyebilsem. Bazı manevi şeyler maddiyattan çok daha önemli. Onun savaşını, evini korumasını okumak gurur duymamı sağladı. Ev demişken araya şu alıntıyı da eklemeden imkanı yok geçemem: "Kalbin neredeyse ev de orasıdır seni züppe."
Pammie, Pamela ya da Dawes diyelim ama ben sıklıkla Dawes diyeceğim. Yeri geldiğinde koyduğu tavırları ve her şeye yetişmesi, fark ettirmeden birilerine verdiği değeri göstermesi. Benim en sevdiğim kişi olabilir kitapta. Hatta bana sorarsanız, kitabın en cesur kişisidir. Cesaret herkeste değişen bir kavram ama asıl cesaret korkuya rağmen verdiğin savaş, yürümeye devam etmektir. Dawes o yolda çok güzel yürüdü. Bazen durdu, bazen geriye gitmek istedi ama devam etti. Doğru olduğunu düşündüğü ve inandığı şeyleri kolay kolay bırakmadı. Haksızlık varsa susmadı. Buraya birçok şey yazabilirim ama kısa tutmam lazım, yeterince uzun oldu zaten.
Turner ise o kadar da kötü bir dedektif değil. Başlarda fazla prensipli ve yasaya bağlı oluşu beni deli etti, ayrı. Çok sevmedim ama sevdim de diyemem. En ufak hatasında düşünmeden harcarım. Sandow kitabın başından beri beni irite eden, bakıldığı zaman bile hep farklı bir niyeti olduğu belli olan biriydi. Belbalm'ın o gizemli ama sıcak havası, tamam şaşırttıcıydı ama ben son zamanlarda şaşırma duygumu yitirdim.
Damat, asıl ismiyle North. Zaten ismini öğrendiğim anda ona inanılmaz yakınlaştım. North ismini de Türkçesi olan Kuzey ismini de aşırı severim. Onun, Galaxy ile kurduğu bağ zaten en başından beri çok güzeldi. Ben bir Gri ile fazla bağ kurmuş olabilirim, Lethe duymasın. Onun olduğu her sahnede kendimden geçtim. Lethe'nin Centilmeni Daniel ise o şehrin centilmeni de North karakteridir. Onunla konuşurken kendimi bir İstanbul beyefendisi ile konuşuyor gibi hissettim. Kesinlikle favorim oldu ve yaptığı şeylerde çok güzeldi. North ve Dawes'u aynı anda çok fazla seviyorum. Onlar olmasa belki de kitap bu kadar beni içine çekmezdi.
Dinamiği canlı, düşündüren, kime güveneceğinizi sürekli şaşırtan bir kurguydu. Boş bir kafayla, sorgulayarak okumak istediğiniz bir kitap ararsanız kesinlikle tavsiyemdir. O karanlık havayı ciğerlerimde hâlâ hissedebiliyorum. Görüşmek üzere. Tül'ün her iki tarafında da