Gönderi

Otomatik Portakal Üzerine… (spoiler içermeme ihtimali yok)
Puan vermedi·171 syf.··
2025 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2025 18:14
Bu kitaba inceleme yazmaya karar verirken ikilemde kaldım. Spoiler deryasına dalıp hikâyeyi mi anlatmalıydım, yoksa kitabın ana konusu üzerinden bir çıkarım yaparak mı yazımı tamamlamalıydım? “Söyleyin bakalım, ne yapacağımızı? Ha?” Bu ikilemden bir sonuç çıkaramayınca, baş karakterimiz Alex’in gurme zevklerinden biri olan Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisini açarak yazmaya başladım. Alex, 15 yaşında bir çocuk olmasına, orta halli bir ailesi ve maddi durumu olmasına karşın keyfî olarak suç işleyen biridir. O dönemde bulunduğu coğrafyada çeteleşmeler oldukça yaygındır ve Alex’in de dört kişilik bir ekibi vardır. Kitabın ilk sayfalarında bu ekibin yaptığı iğrençliklere ayrı, bu iğrençliklerin sebepsizliğine ayrı canınız sıkılıyor. Her bir karakterden ayrı ayrı nefret etmeye başlıyorsunuz ve burada kitabın yazarının neden böyle saf bir kötülüğü konu aldığını sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Çünkü alışık olduğumuz anlatı sisteminde, baş karakter ile bir bağ kurup onun gözünden hikâyeyi okumak vardır. Burada ise uzun süre boyunca Alex ve arkadaşlarından nefret ederek çeviriyorsunuz sayfaları. Karakterimiz nihayet cezaevine girdiğinde kitabın çehresinin de değiştiğini hissediyorsunuz. Alex’in burada yaşadıkları okura ağır gelmeye başlıyor; ancak yaptığı şeyleri ballandıra ballandıra anlatışını hatırlayınca haliyle ona çok üzülemiyorsunuz. Bir gün, cezaevindeki mahkûmların ıslah olmaması sebebiyle hükümet bir karar alıyor ve bu kararın uygulanacağı ilk insan da kendi tabiriyle “kardeşiniz Alex” oluyor. Sistemin işleyişi basit: Düzenli olarak mide bulandırıcı bir ilacı damar yoluyla enjekte edip Alex’e ağır şiddet içeren -onun yaptığı şeyler kadar iğrenç- görüntüler izletiyorlar ve bu görüntüler, onun için mide bulantısıyla koşullanmış oluyor. Tedavinin son aşamasında Alex’i sahneye çıkarıyorlar ve bir tür deney yapıyorlar. Deneyde, Alex’i sinirlendirecek hareketler yapan ve aşağılayıcı sözler sarf eden birini karşısına çıkarıyorlar ve onun alışık olduğu şiddet eğilimini sergileyip sergileyemeyeceğini görmek istiyorlar. Tahmin edebileceğiniz üzere saldırgan tavırlar sergilemek isteyen Alex, mide bulantısı ve kasılmalar sonucunda hareket edemeyecek hâle geliyor ve bundan kurtulmanın tek yolu, karşısındaki kişi hakkında olumlu şeyler düşünmek oluyor… Deneyin başarılı olduğu görüldükten sonra Alex özgürlüğüne kavuşuyor ve evinin yolunu tutuyor. Buraya kadar hikâyede hiçbir sorun yokmuş gibi görünüyor. Suç işlemekten zevk alan bir şahıs, ancak suç işleyemeyecek duruma gelirse toplum refaha kavuşur, sanıyorsunuz. Ancak öyle mi oluyor? Tabii ki hayır. Alex, cezaevinden çıkan herhangi bir bireyin yaşadığı sorunları yaşamaya başlıyor. Yalnızlaşıyor, tutunacak bir dalı kalmıyor. Nereye gitse karanlık geçmişi peşinden geliyor. Üstelik kendini savunacak kadar bile karşılık koyamıyor kötülüklere. İçindeki zehirli kuvveti hadım edilmiş bir şekilde yaşamak onu aciz bir varlığa dönüştürüyor ve çareyi intihar etmekte buluyor. Hikâye burada noktalansa “eden bulur” mantığını öne sürer, huzur içinde yaşamaya devam ederdik. Ancak Alex, kaldırıldığı hastanede yaşama tutunuyor ve üzerinde uygulanan sistemin etkilerinden kurtuluyor. Artık “özlem duyduğu” eski günlerdeki gibi davranabileceğini fark ediyor. Nitekim yaşanan onca şeyden sonra tekrar bir çete kuruyor; fakat içinde eskisi kadar hırçın birisinin olmadığını fark ediyor. Başta çeteye liderlik yapıp icraatte bulunmayarak zehirli arzuyu tatmin etmeye çalışıyor; ancak bir süre sonra bunun da ona eskisi kadar keyif vermediğini görüyor. Yaşadığı bu içsel çalkantının üstüne bir de 15 yaşındaki ekibinden arkadaşı olan ve yıllardır görmediği Pete ile karşılaşıyor. Pete’nin çok güzel bir aile kurduğunu görünce gözlerine inanamıyor ve kıskanmak ile imrenmek arasında bir duygu karmaşası yaşayarak eski günlerine dönmemek üzere benliğine veda ediyor. Kitabı okuduğum süreçte ve okuduktan sonra çok fazla duygu karmaşası yaşadığımı söylemeliyim. Doğrunun ne olduğunu, suçu, cezayı, tedaviyi uzun uzun düşündüm. Bazen empati yapmaya çalıştım, bazen sempati besledim, bazen nefret ettim. Bu eserin ne tür bir zihinsel çerçevede yazıldığını merak ettim ve Anthony Burgess’ın hayatına odaklandım. Yazarımız, bu kitabı kendisine konulan ve bir yıldan az ömür biçilen bir teşhis üzerine kaleme almış. İşte o vakit anladım ki böyle bir kitabı yazacak insan ancak bir yıl içinde öleceğini bilmenin öfkesi ve nefretiyle böylesine bir eser kaleme alabilir. Neyse ki yazarımız, teşhisin yanlış olduğunu 12 ay içinde beş eser yazdıktan sonra öğrenmiş. Bu eser de, naçizane düşünceme göre, ölümün karanlığı, soğukluğu ve öfkesi içinde yazılıp kült bir hâle gelmiştir. Okuma kolaylığı ve konunun ilgi çekiciliği açısından kısa sürede, zorlanmadan bitirebileceğiniz bu kitabı kütüphanenize koymanız gerektiğini düşünüyorum. Ve yazımı noktalarken, müsaadenizle beşinci tekrarını dinlediğim Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisini kapatıyorum. Keyifli okumalar…
Alıntı
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024113bin okunma
·
59 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.