8/10
·348 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2025 15:01
Bayanlar Baylar harika bir kitap okudum ve takdim ediyorum ; Kitap, yayınevi genel müdürü olan Rıdvan’ın eline kimin gönderdiği belli olmayan gündelik hayatının belli belirsiz bir anında gizli kapaklı geçen mektuplarla başlıyor. Karşılıklı yazılan bu mektuplar 1960’lı yıllara ait olmakla beraber Rıdvan’ın kâh iş yerinde kâh gittiği herhangi bir davette, spor salonunda, evinin kapısında çıkıyor . Kendisinin bu mektuplarla bir alakası mı var yoksa birisi yayın evine basmak istediği bir kitabın merak uyandırarak eline geçmesini mi istiyor anlamıyor ve mektuplarda okudukları kendisini içine çekip geçmişte yaşadığı travmaları tetikleyince bütün hayatı alt üst oluyor. Behiye ve Suad isimli iki kız kardeş, Cumhuriyetin kuruluşunun daha ilk yıllarında Behiye kardeşinin ve aynı zamanda kendisinin de sevdiği adamla Berlin’e kaçıp ailesini, kız kardeşini terk ediyor daha sonra yaşadıkları ve hasret duygusuyla yıllar sonra kız kardeşine mektup yazmaya başlıyor. Kardeşi kendisine cevap veriyor ve ayrı kaldıkları yıllarda yaşadıklarını tek tek birbirlerine anlatmaya başlıyorlar. Behiye’nin kocası Franz ile başlayan macerasında tarihe yolculuk ediyorsunuz Nazi ordusunun işgal ettiği topraklar, kızıl ordunun Berlin’e girişi, Mussolini’nin idamı eksiksiz anlatılmış . Behiye kocası ile Amsterdam, Polonya ,Berlin yolculukları ve macerasında kendi yolunu ve çizgisini bulmaya çalışıyor ve zamanla acı bir şekilde kendini keşfetmeyi öğrenip kendisi için ailesinden vazgeçtiği kocasından ayrılıyor ve kendi hikayesini bulmaya çalışırken yaşadığı yalnızlığa yenik düşüp yazdığı mektuplarla kardeşinin gönlünü tekrar kazanıp ülkesine dönmeyi ümit ediyor. Öte taraftan Suad bir elmanın diğer yarısı diye addettiği kardeşinin gidişini asla kabullenemiyor kendi içine kapanıp herkesten uzaklaşıyor. Soylu bir aileden olmalarının verdiği avantajla Cumhuriyet yıllarındaki bütün medenileşme adımlarını atan yenilikçi babası kendilerine ayak uydurmayan kızları Suad’ı en sonunda kendisinin rızası olmadığı halde evlendiriyor. Suad kocasını hiç sevmiyor ve zorla evlendirildiği adamın kendisinden yaşça büyük ve çirkin olması kendisine değersizmiş gibi davranması bu evliliği cehenneme çeviriyor. Ruh sağlığı günbegün kötüye giden suad bir süre akıl hastanesinde tedavi görüyor daha sonra bir oğlu oluyor ama oda kendisini hayata bağlamıyor. Miskin ruhu hayatında belki de ilk defa harekete geçip bu evliliği bitirmek için kocasını öldürmeye niyetleniyor. Yemeklerine azar azar koyduğu zehirle kocasını öldürüp çocuğuyla baba evine dönüyor ama ruhu hiç bir zaman iyileşmiyor kendi çocuğuna da annesi babası bakıyor . Behiye her renge dönüşürken Suad siyah renkten hiç vazgeçmiyor ve bütün hayat hikayelerini anlattıkları mektupların sonunda kız kardeşi bütün hayat hikayesini ve acılarını anlattığını izin verirse artık dönmek istediğini söylüyor fakat suad son mektubunda son konuşmasını yapıp hiç bir şeyin unutulup değişmeyeceğini söyleyip kardeşine veda ediyor ve intihar ediyor. Son mektup evine gizlice bırakılırken Rıdvan getirenin kim olduğunu buluyor. Yayınevi editörlerinden Kevork. Kendisi Suad’ın aile dostlarından Nazım ve Eliz’in kızı Karin’in torunu. Aile mirası olarak kalan mektupların unutulup gitmemesi için basılmasını , parça parça gizlice bırakılınca da daha çok etkileyici olacağını düşünmüş. Kitap tamamıyla mektuplarla geçiyor ama bu mektuplar o kadar dolu dolu ki içlerinde pek çok hayat hikayesi ve dönem şartları kendi hayatlarının kronolojik olarak hikayeleri var. Yayın evindeki editörler diğer ara karakterler hepsinden şüpheleniyorsunuz mektupları kim getiriyor diye herkesi zan altında bırakarak yazar burada romana biraz polisiye serpiştirmiş. Mektuplar Behiye ve Suad isimleriyle yazılmış iki kız kardeş aslında ama yazar ilk başta açık vermeden bunu size biri diğerini terk eden sevgili gibi düşündürüyor daha sonradan kardeş olduklarını anlıyorsunuz . Yazarın şöyle bir taktiği var ki siz kitabı okurken bile kumandayı kendi elinden bırakmıyor sizin kitapla ilgili kafanızda bir şeyler kurmanıza önce izin veriyor sonra bütün taşların yerini değiştiriyor . Suad’ın bahsettiği Fuad’ı da aynı şekilde eski bir sevgili olarak algılatıp kardeşi olduğu gerçeğini sonradan vermesi , Suad’ın Elizden hoşlandığını düşündürüp acaba eşcinsel mi sorularını sordurtması, Behiye’nin kocası ile yıllarca bulmak için ömürlerini, evliliklerini heba ettikleri yazarın aslında komşuları oluşunu ve en önemlisi tabi ki 2. Dünya savaş yıllarını etkileyici ve birçok bilgi akışı içinde anlattığı ; o dönemde ünlü yazar George Orwell’in gerçek adının Eric Arthur olduğunu Franco Hükumetine karşı İspanyada savaşırken boğazından yediği kurşunun bir kaç milimle hayatını değil ses tellerini aldığı gibi döneme ait pek çok kadim bilgiyi verdiği Behiye’nin hayatının aslında hiç olmadığı hepsinin Suad’ın zihninde kurduğu hayali bir kardeş olduğunu romanın sonunda vermesi sizi tepe taklak ediyor. Oldukça başarılı bir hayal ürünü oluşturulmuş. Yazarın ortaya koyduğu ana yönelim farklı coğrafyalar da yaşasak dahi acımız ve insanlığımız ortaktır . Behiye Suad’ın hayali kardeşiydi ve olmadığı her şeydi . Her insanın içinde birbirinin zıddı olan behiye ve suad var . Bir yanımız yaşamaya direnmeye ne kadar hevesliylen diğer taraf yılgın , kaybetmeye hazır . Kitaba adını verdiği gibi bu insanın içindeki bahçede saklı . Saklı Bahçeler Haritasında özümüzü bulabiliriz. Suad Behiyeye yazdığı mektuplardan birinde diyor ki “.....balkon korkuluklarından aşağı sallandırılan halılara yapışan kediler gibi, inatla hayata tırnaklarını geçirişin .Hayata kedinin ciğere ayırdığı o heveskâr gözle bakışın, yaşamanın mutlulukla bir bağı olduğuna inanmaktaki safdil ısrarın..” yine bir mektubunda kendisi için de “ Ben boyaları pul pul dökülmüş bir dönme dolapta unutulmuş gibiyim . İçimde yıllanmış bulantılarla sessiz sedasız dönmekteyim.” demektedir. Görüldüğü üzere bu iki zıtlık insanın içindedir her insanın içinde bir parça yaşama arzusu bir parça bıkkınlık vardır bunu o haritadan bulabiliriz. Bizler kendi içimizde bunu yaşarken aslında hepimiz aynıyız herkes aynı şeyleri yaşar daha önceden suadın dediği gibi herkes kar tanesi gibidir farklı olduğunu sanır hepsi birbirinin aynıdır . İnsanın kendi içselliklerinin aynı oluşundan bahsederken romanı bu kadar farklı coğrafyalara yayarak toplumsal olarak da aynı şeyleri yaşadığımızı gözler önüne sermeye çalışmış . Bunu şuradan çıkarabiliriz . “ Nefes aldığımız her yer yangın yeri kardeşim , her yer aynı. Hatırlasana, burada Dersim bombalanırken , orada Guernica yanmadı mı? Aynı anda iki ayrı noktadan yola çıkan ve rayları gamla gıcırdatan kara trenlerde biri Aşkale’ye , öbürü Auschwitz’e varmadı mı? Başka yerlerde başka çocuklar öldü, başka adamlar başka kadınları incittiler, başka yoksullar başka yoksunluklar çektiler . Ama tek rahimden çıkmışçasına aynıydılar aslında, sadece başka suretlere büründüler.”diyerek kendini tasdikliyor yazar . Biraz uzun oldu ama bence okumalısınız ️
Saklı Bahçeler HaritasıNermin Yıldırım · Hep Kitap Yayınevi · 20184,005 okunma
·
117 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.