Yazarın bu kitabı temelde yaşanan bir olaya dayanıyormuş. Alışkanlık gereği kitabı okumaya başladığımda doğrudan yazıdan başlarım. Baştaki, kitabın arkasındaki yazıları hep sona bırakırım. Ben de aslında yaşanan bir hikayeden yola çıkıldığını kitap bitince öğrendim. Kitapta başında beyaz lekesi olan bir köpek tarafından ısırılan bir kızın çeşitli yaşananlar sonucunda saçında beyaz lekesi olan bir adam yüzünden ölme hikayesi anlatılıyor. Aralarında yaş farkı olan ve bir tuzak sonucu dünyaya gelen Sierva Maria doğduğunda ölmek üzereyken evin baş kölesi tarafından uzun saçlarına dokunulmamasıyla ilgili bir adakla hayatta kaldığına inanılıyor. Ailesi tarafından görülmeyen, istenmeyen Sierva Maria kölelerle yaşıyor. Kölelerden Afrika geleneklerini öğreniyor. Dolayısıyla başka bir kültüre sahip oluyor. Zamanın birinde ısırılan Sierva Maria bunu kendi çapında kapatıyor. Zamanının önemli meselelerinden olan kuduz olduğu düşünülen Sierva Maria önce evde bakılıyor sonra manastıra kapatılıyor. Cahil her zaman cahil ya kızın içine cin kaçtığı düşünüyor. Kız manastırda tam bir işkence yöntemiyle hayatını sürdürürken piskopos kızı gözetmesi için birini görevlendiriyor. Bu kişi Kıza kör kütük aşık olacak olan ve aşkı da bir olarak gören Delaura. Gidip gelirken kıza aşık oluyor ve manastıra gizlice girecek kadar ileri gidiyor. Kız başına geleceklerden endişelenerek kaçmalarını talep ediyor. Delaura ise kızı dinlemeyip gidiyor. Korktuğu başına gelen kız şeytan çıkarma ayinlerine maruz kalıyor. Kesilmemesi gereken uzun saçlarını kazıyorlar. Sürekli Delaura'yı bekliyor ama bir türlü kavuşamıyorlar. Kız en sonunda aşkından ölüyor. Ölmüş halinde saçları uzamaya devam ediyor. 200 yıl sonunda bir mezarda 22 metre uzunluğunda saçları olan bir iskelet bulunuyor. O kızın Sierva Maria olup olmadığı hala bilinmiyor.