Gönderi

10/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2024 40. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2024 00:00
Daha kısa olabilir miydi? Evet! Daha az karmaşık yazılabilir miydi? Evet! Depresif yani biraz daha törpülenebilir miydi? Kesinlikle Evet! Ama o zaman bu başka bir kitap olurdu. Ayfer Tunç'un kalemini, seçtiği konuları ve anlatım tarzını seviyorum ama en çok da karakterleri bize bu kadar derin bir tarzda sunmasını seviyorum. Aziz Bey Hadisesi'ndeki Aziz Bey, Dünya Ağrısı'nın kahramanı Mürşit ve bu kitaptaki bas karakterler Umut ve Sanem çok farklı kisiler olmasına rağmen hepsinin ruhunu ve içlerindeki o kederi iliklerimize kadar hissedebiliyoruz. Bazı yerler tekrar ediyor gibi geliyor olabilir, bir konu veya anı birkaç kez karşımıza çıkıyor olabilir. Veya bazı tasvirler gereksiz uzun gelebilir. Mesela Cathy'nin kriz geçirdiğinde yere saçılan bütün eşyaların usandan tek tek sıralanması, kemiklere kafayı takmış bir hastanın bütün kemikleri tek tek sayması gibi. Ama biraz düşününce bu tür detaylar Ayfer Tunç'un kalemini daha etkili yapıyor diye dusunerek hak veriyorsunuz. Buradan sonrası kitabın içeriğine gireceği için spoiler hassasiyeti olanların devam etmemesini öneriyorum. Kitap Yazı ve Tura olarak iki bölümden oluşurken ilk bölümde Umut'tan ikinci bölümde de Sanem'den dinlediğimiz hikaye birbirinini tamamlıyor. Bölümler de Umut'un bölümleri tek Sanem'in bölümleri çift bölümler olarak tanımlanmış. Bu detayı Sanem'in bölümüne geçince fark ettim :) Bana Umut'un tonu ve tarzı daha bi gerçek ve etkileyici geldi. Başlarda Sanem her şeyi ajite ediyormuş gibi geliyordu. Umut'un anlattığı şeylerin hangisine inanacağınızı bilmeseniz bile (çünkü konudan konuya atlarken sürekli hikayeler uyduruyordu veya uydurduğunu iddia ediyordu) bu sahte hikayeleri bile ona bir gerçeklik tadı veriyordu. Sanem ise sevgisiz ve ilgisiz bir ortamda büyüdüğü için yaptığı her şey, anlattığı her ani ya da kurduğu her tumturaklı cümle bana yapay geliyordu. Ama giderek ona gösterdiğim empati, ilerleyen bolümlerde sempatiye dönüştü ve sonlara doğru Sanem'i daha bi sevmeye başladım. Ayrıca ikinci bölümdeki şarkı referansları sürekli olarak durup o şarkıları dinleyerek kitaba devam etmeme ve akıcılığına rağmen sonlara doğru iyice yavaşlamama neden oldu. Kitapta çok fazla aforizma tadı olan söz var ama bunların bir çoğu gerçekten ara ara kendime de sorduğum ya da ilk kez duyuyorsam da düşünmekten kendimi alamadığım sorular ve cümleler oldu. Mesela, nasıl oluyorsa insan o ana ait olamadığını anlıyor diyordu bi yerde. Böyle anlarda zaman ileriye doğru bir akış değil tarifsiz bir boşluk oluyor. Hakikaten bu boşluk daha güzel anlatılamazdı. Sen sevildiğini sanıyorsundur da yanılıyorsundur gözden çıkarılmamak için çırpınması gereken sensindir aslında , dediği yerde mesela insan geçmişteki ilişkilerini bir gözden geçiriyor. İyi ki yaşamışım denecek bir hayat ne anlama geliyor? Sorusunu birkaç gün zihninizden çıkaramıyorsunuz mesela... Hayat seninle başka olmuştu. Hayatı başka yapan nedir? Aşk demenin yetmediği aşktan başka ne yapabilir hayatı? Bu noktada hayatının bambaşka olabileceği senaryolar zihninden geçiyor insanın. Sen sevmenin karşılıksız olduğuna insanmışsındır oysa sevenlerin de sevilebildiğini biliyorsundur. İki kişinin ayrı ayrı açık çekmesi bir artı birdir. İki kişinin birlikte acı çekmesi bir artı bir artı bir artı birdir. Bu ancak gerçekten birbirini gerçekten seven iki kişinin yaşayabileceği bir duygudur kesinlikle. ve son olarak: Bir gülümseyişe tutulmak lanet midir?
Âşıklar Delidir ya da Yazı TuraAyfer Tunç · Can Yayınları · 20184,017 okunma
·
44 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.