Bazı hikâyeler vardır ki, okudukça sizi içine çeker ama sonunda cevap beklerken daha fazla soru ile baş başa bırakır. Ölünün Sırrı adlı kitap, benim için tam da öyle bir kitap oldu. Kitaba adını veren öyküden başlayarak, içinde yer alan pek çok hikâye, okuyucuyu bilinmezliğin, belirsizliğin ve hatta kimi zaman sinir bozucu bir eksikliğin içine sürüklüyor.
......SPOİLER İÇERİR......
.
.
.
Kitabın adını taşıyan Ölünün Sırrı öyküsü, genç bir kız olan O-Sana’nın eğitim için bir ailenin yanına yerleşmesi, sonra evlenmesi ve ölümüyle başlıyor.Ancak asıl mesele, ölümünün ardından hayaletinin görülmesiyle ortaya çıkıyor. Hayaletin huzursuzluğunun nedeni, gençlik yıllarında kendisine yazılmış ama içeriği asla bilinmeyen bir aşk mektubu. Nihayet bir rahip, mektubu yok edeceğine söz verince O-Sana’nın hayaleti de bir daha görünmüyor. İşte tam da bu noktada, okuyucu büyük bir boşluğa düşüyor. O mektupta ne yazıyordu? O-Sana neden huzursuzdu?Gerçekten bu kadar basit miydi? Cevap yok. Hikâye burada sona eriyor.
Belki de bu durum, bilinmezliğin büyüsüyle hikâyeyi daha etkileyici hale getiriyor. Ancak neden-sonuç ilişkisini seven okuyucular için büyük bir eksiklik hissi yaratıyor. Çünkü okur, her şeyi bir yere bağlamak isterken, yazar tam tersini yapıyor: Her şeyi muallakta bırakıyor.
Aynı durum, Yoki-Onna adlı başka bir öyküde de kendini gösteriyor. Genç bir adam, bir kulübede bir hayaletle karşılaşıyor. Hayalet, onun canını bağışladığını ama arkadaşının hayatını aldığını söylüyor. Eğer bu olayı birine anlatırsa, bu kez onun da canını alacağını ekliyor. Aradan yıllar geçiyor, genç adam bir kızla evleniyor, on çocukları oluyor. Ama ne hikmetse, kadının hâlâ ilk günkü güzelliğini koruduğunu fark edip ona yıllar önce yaşadığı bu korkunç olayı anlatmaya kalkıyor. Kadın bir anda sinirleniyor ve "O bendim!" diyerek kimliğini ifşa ediyor. Ancak onu öldürmüyor, sadece uyarıyor: Eğer çocukları babalarından şikayet ederse, o zaman gerçekten öldüreceğini söylüyor ve gözden kayboluyor.Burada da yine tam anlamıyla bir kapanış yok. Hayalet neden yıllarca yanında kaldı? Adamın hikâyeyi anlatacağını mı bekliyordu? Neden ona ikinci bir şans verdi? Ve en önemlisi, çocukları gerçekten hiç şikâyet etmeyecek mi? Okuyucu bu sorularla baş başa bırakılıyor.
Kitaptaki öykülerin genel havası, işte tam da bu belirsizlik üzerine kurulu. Her hikâyenin sonunda bir eksiklik hissi kalıyor ve okuyucu, anlatılanları tamamlamak için kendi hayal gücüne güvenmek zorunda bırakılıyor. Bu, kimileri için etkileyici ve gizemli bir edebi deneyim olabilirken, kimileri için sinir bozucu ve tatmin edici olmayan bir anlatım biçimi haline geliyor.
Sonuç olarak, Ölünün Sırrı öykü kitabı, anlamdan çok hissettirdiği eksiklik duygusuyla öne çıkıyor. Belirsizlikten beslenen, okurun zihninde yankı uyandıran ama tam olarak bir yere oturmayan öyküler içeriyor. Eğer her şeyin bir açıklaması olması gerektiğini düşünen biriyseniz, bu kitap sizi çıldırtabilir. Ama eğer bilinmezliğin büyüsüne kapılmaya hazırsanız, hayaletlerin ve gölgelerin içinde kaybolabilirsiniz.