Kurtuluş Caddesi'nden geçerkenki yürüyüşün,
Ellerini beline koyuşun,
Ellerinin belinin şanslı oluşu var ya,
Gözlerinin bende olmayışı, kalbinin bana ait oluşu var ya.
Sen gitme cesaretini, seni sevmemden alışın,
Benim cihana sultan olurken sana hükmedemeyişim var ya.
Benim mermiyle değil de, iki çift gözle vuruluşum,
Kaderime terk edilişim,
Sana son bakışım var ya, gülhatmi,
İki büklüm bekleyişim,
Senin bırakıp gidişin,
Ekmeği benden fazla sevişin,
İkimizin kaderini belirleyişin varya.
Senin Kurtuluş Caddesi'nden geçerkenki yürüyüşün,
Beni tınlamayışın,
Ama kalbinin bende oluşu var ya,
Sen istediğin kadar o ekmeği sev, sonunda benimle bölüşecektin.
O ekmeğin benim nasibim oluşu, o martıların olmayışı var ya.
Beni terk edişin, gidişin, beklemeyişin,
Niyedir, niye?
Vazgeçmedik şafaklarda uyanmalara,
Menekşe kokusunda aramalara,
Doyamadık senli sevdaları yazmalara,
Kulaktan kulağa fısıldamalara,
Çocuklara ninni niyetine söylemelere.
Bekledik, sahte değildik, yalan nedir bilmedik,
Sevdik, sevdik, sadece sevdik.
Deprem olsa da içimizde tutturmuşuz bir gülhatmi türküsü,
Büyüdükçe büyür aşkımız, sığmayacak kadar yeşil denizlere.
Konuşur durur gözleri umut dolu çocuklar,
İki kelimelerinden biri gülhatmi,
Issız çöllerde dört nala koşar atlar,
Bir nefesle, bir solukla bilinmedik, beklenmedik göz alıcı güneşe.
Aklımda inkılap, devrim, sen dahil,
Kimse bırakmasın elimi, sen dahil,
Kimse bırakmasın kendini, ben dahil,
Bırak, koşsun atlar, bir nefesle, bir solukla,
Bilinmedik, beklenmedik göz alıcı güneşe.