Öncelikle bu incelemenin benim ilk incelemem olduğunu belirtmek isterim. Eğer bir yanlışım varsa uyarın lütfen.
Beni RS'ye sokan bu kitabı takdim etmek istiyorum. İlk yüz sayfasında "okumak istemiyorum" diye kıvrandım resmen. O zaman puanına 2 olarak karar vermiştim ama sonrasında tamamlamamın şerefine 4 olmuş oldu.
Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse (spoi yok) cadıların avlandığı bir cumhuriyette "Kızıl Güve" diye adlandırılmış ve cadıları öldürülmekten kurtarmaya çalışan, normalde cumhuriyet yanlısı bir aristokrat gibi davranan ama asıl mesleğı cadılık olan başrol kızımız Rune ve cadı avcısı oğlumuz Gideon var. Ve biz kitap boyunca bu iki karakterimizin birbirlerinin açıklarını yakalamak uğruna flörtleşmesine şahit oluyoruz.
Genel yorumlarımdan bahsedecek olursak ilk olarak ne zaman gerçek bir enemies to lovers okuyabileceğimi merak ediyorum. Şahsen bana birbirlerinden çok da nefret ediyormuş gibi gelmediler gayet de görmüşler beğenmişler.
Bir de son zamanların fantastik-distopik kitaplarında neden fantastik ve distopik ögenin hiçe yakın olmasını anlamlandıramıyorum. Hani mesela cadıyız ya biz azıcık büyü filan yapsak güzel olurdu. Bu sebeple eğer sağlam bir fantastik okumak istiyorsanız bu kitap sizin için bir öneri değildir.
Biraz da kitabın içinden yorumlara gelelim. Bu bölüm spoi taşıyor olabilir. Uyarım başta bulunmuş olsun :)
Kitap boyunca en çok yakınlığım şey Rune karakterimizin kitabın başında çok zeki olduğuna dair sürekli övünmesine karşın kitap boyunca zekasını sergilemeyi hiç tercih etmemiş olmasıydı. Yani ablacığım ilk atılan tuzağa da düşmezsin ya.
Bir diğer meselemiz ise ikinci erkek karakterimiz olan Alex. Aslında başta hiç sevmemiştim. İkisine de ihanet etmemeye çalışıyorsa aslında ikisine de ihanet ediyordur. Sonlara doğru tam bütün centilmenliğini sergiledi, dedik oluyor galiba bir centilmen boy çıkıyor. Başarılı bir şekilde ortadan kaldırıldı. Hala bunun şokundayım mesela nasıl bu kadar dümdüz bir şekilde ikinci erkek aradan alınır?!
Kitabımızın gizli kötü karakterinin de burnumuzun ucunda saklanıyor olması gayet normal bir şey olsa bile yazarın her fırsatta piste inen uçaklara ışık tutan kişiler gibi (umarım anlamışsınızdır biliyorum anlatamadım ama) bak Cressida burada demesi biraz kırıcıydı açıkçası. Ben kendim arayıp bulmayı isterdim.
Başka bir şeyde kitabı okurken benim için arkada sürekli Death Note'un dönmesiydi. L 'in ilk ve tek odaklandığı kişinin Light olması gibi sadece "Rune mu?" sorusuna vardı. Hani bu yargıya nereden ulaştınız? Koskoca cumhuriyette başka potansiyel Guve yok muydu?
Daha sonrasında ise Gideon'un tavrının Light'a "Senin Kira olmanı istemiyorum sen benim tek arkadaşımsın." diyen L'e bağlaması da komikti.
Bir de Harrow diye bir karakterimiz var ki bahsetmesem içimde kalır. Abla bütün kitap boyunca Halis Korhan gibi "Görünmeyen yerlerine de bak." diyerek gezdi. Yani ablacığım amacın ne?
Galiba söyleyeceğim her şey bu kadardı. Umarım iyi bir inceleme olmuştur. Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim.