·824 syf.····Okunma: 07 Şubat 2025 21:05 Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
'Değersiz Bir Hayat'ı, yazar 'Değersiz Bir Kitap'ta heba etti demek isterdim ama emeğe saygım her zaman sonsuzdur. Tabi bu bakış açısına göre değişebilir bir gerçek ama benim hayata yüklediğim anlam çerçevesinde asla tasvip edemeyeceğim bir eser oldu bu kitap.
Anlatım tarzı oldukça karışık... Bölümler okunmaya başlandığında, kimin anlatımı olduğu 2. 3. sayfada anlaşılıyor. Kısmen biraz kafa karıştırıcı olsa da bu durum pek rahatsız edici olmayabilir. Gitgelli bir zaman akışında, sondan başa, ortalardan sona, ortalardan başa gidip gelince 822 sayfalık bir okuma - ki gereksiz sırf hikaye uzasın diye gereksizin gereksizi ayrıntılara yer verilmiş - eziyete dönüştü açıkçası. Güzel betimlemeler olsa yine çok sırıtmazdı ama basit günlük konuşma tarzlı bir anlatım olmuş. Hadi diyelim konumuz bu değil. İçeriğe bakınca yazar, pedofili gerçeğinin bir çocuğun -çocuğun erkek olması dikkate değer - hayatını nasıl maf edebildiğini vurgulamak istemiş olsun. Kimsesiz olan bu çocuğun, tek tutunağı arkadaşlarıyken konu öyle yerlere geldi ki okurken rahatsız olmamak elde değil. Cinsel tercihlerin bu kadar saptırıldığı kitaplar asla kabulüm olamaz. Mutaassıp bir bakış açısı gibi görünebilir, hoş böyle görünse de fikrim asla değişmez. Çünkü doğa gereği erkek-kadın birlikteğidir doğal olan. Oysa kitapta bunun aşırı derecede saptırıldığı kanısındayım.
Eşcinsellik, biseksüellik gereksiz ve rahatsız edici boyutta şişirilmiş (ki bunu özgürlük üzerinden asla tartışma taraftarı değilim) ,
soğan zarı inceliğinde pedofili vakasına (uygun kelimeyi bulmakta zorlanıyorum) yer verilmiş,
acıyı anlatmak yerine tamamen acıtasyon yapılmış(alıntılarda örnek mevcut). Bu nedenlerle evet, hayatımda unutamayacağım bir kitap oldu ama iki erkek çocuk annesi olarak bu kitabın kitaplığımda asla yer kaplamasını istemem. Hemen satışa koyuyorum.
Travma tetikleyici olabilmekle birlikte asıl sorun cinselliğin işlenmesi değil, sapkınlığın işlenmiş olması. Örneğin yakın zamanda okuduğum "Fındık Kabuğu"nda da cinsellik vardı ama yerinde ve dozunda. Bu öyle birşey değil. Özellikle gençleri farklı eğilimlere yönlendirebilecek olabilir, olmasa bile merak uyandırıp deneme girişimi söz konusu olabilir. Karşı durduğum biyolojik tercihin dışındaki tercihler. Kitabı okumayan kişilerin pek çıkarım yapamayacağı bir yazı oluyor gibi hissediyorum ama merak edip okumak yerine bir Aytmatov, bir Yaşar Kemal, bir Livaneli okuyun derim. Ben düştüm bir hataya, siz ruh sağlınızı koruyun. Fi, Pi, Çi'den sonra yaptığım 2.hata!
Sosyal medya başta olmak üzere medya aygıtlarına mesafeli davranmak, biraz daha özünüze dönüp gerçeğinizi bulma yolunda sizi aydınlatıp duru görünüzü olumlu etkiler. Kitabı bir arkadaşıma anlatırken kendi özümde fark ettiğim bir gerçek oldu bu. Ayrıca yakın okumalarımdaki "Şeffaflık Toplumu" ile bu kadar şeffaf anlatımın aslında olumsuz olduğunun bir örneği bu kitap.
"Hak ettiğimiz ailelere doğmuyoruz" Willem S. 27
" Kendisi eserlerinin yok olmasını izlemekten keyif alırken, JB daha geçen ay 2,5 metrelik bir heykelin -pıhtılaşmış kan görünümünlü donuk üzüm suyundan yelken gibi kabarmış bir yarasa kanadı- önce damlayarak, sonra parçalanarak ölüşüne tanıklık ettiğini ağlamaklı olmuştu, fakat bu kadar güzel bir şeyin yok olmasına mı üzüldü, yok oluşun olağan gündelik derinliğinden mi duygulandı bilememişti." S. 43
"Hedeflerinin peşinden gitmek, cesaretten aymazlığa ne zaman dönüşüyordu? Ne zaman duracağını nasıl biliyordun? Daha katı, daha şevk kırıcı (nihayetinde daha yardımcı) geçmiş yıllarda bu kararlar daha berraktı; 40 yaşına bastığında veya evlendiğinde veya çocuğun olduğunda veya beş, on, onbeş yıl içinde bırakırdın." S. 55
Fakat içinde bulunduğumuz kendini gerçekleştirme çağında, insanın hayatındaki birinci tercihten başkasıyla yetinmesi iradesizlik olarak görülüyor, ayıplanıyordu. Kaderin sandığın şeye boyun eğmek, onurlu bir hareket olmaktan çıkıp korkaklığa dönüşmüştü bir yerlerde. Mutluluğa ulaşma baskısı bazen zulüm şeklini alıyordu, mutluluk herkesin ulaşabileceği ve ulaşması gereken bir şeymiş de, bu uğurda verilecek en küçük bir taviz dahi bireyin kendi kabahatiymiş gibi." S. 55
"Anlamaz oldu dünya beni/ Ben ona bunca zamanımı harcadıktan sonra... Hiçbir anlamı yok benim için / Hayattayım diye bağırsam ne çare / Ben geçmişim artık bu dünyadan." S. 134
"Hayat öyle bir şey değil. Şimdi Jude, hayatta bazen iyi insanların başına güzel şeyler gelir. Ama sen endişelenme çünkü o kadar da sık gelmez. Geldiği zaman, bu iyi insanların teşekkür edip yollarına devam etmeleri, iyiliği yapan kişinin de belki bundan mutluluk duyduğunu düşünmeleri, iyiliği yaptığı kişinin neden bu iyiliğe layık olmadığına dair bin dereden su getirmesini dinlemek istemeyebileceğini akıllarında tutmaları gerekir." S. 137
"Bazen her şeyden korkuyormuş gibi hissediyordu ve bu tarafından nefret ediyordu. Korku ve nefret; korku ve nefret... Bazen hayatında bir tek bu ikisi varmış gibi geliyordu. Kendinden başka herkesten korku, kendindense nefret." S. 140
"Hiçbir yasağın konulmadığı, kendisine her şeyin sunulduğu ve hiçbir karşılık beklenmediği bir yerde olmanın korkutucu, işkillendirici bir tarafı vardı çünkü." S. 159
"Birtakım şeyler kırılır, bazen kırılanlar onarılır, fakat çoğu durumda fark edersin ki kırılan ne olursa olsun hayat o kalbi telafi etmek için yeniden şekillenir, bazen de muhteşem olur bu şekilleniş." S. 161
"Hakkaniyet, uslu çocuklara öğretilen bir kavramdır halbuki; anaokullarının, yaz kamplarının, oyun parklarının, futbol sahalarının amir hükmüdür. Okula gidebildiği, öğrenebildiği, düşünebildiği, konuşabildiği dönemde Jacob, hakkaniyetin ne olduğunu bilir, önemli ve değerli olduğunu anlardı. Hakkaniyet mutlu insanlar içindir, belirsizliklerle değil kesinliklerle çizilmiş hayatları yaşama şansına erişenler için. Doğru ve yanlış ise... Tamam, mutsuz insanlar için değilse de yaralı, korkmuş insanlar içindir." S. 198
"Ne demek istediğimi şimdi değilse de bir gün kavrayacaksın. Bence arkadaşlığın bütün numarası, senden daha iyi insanlar bulmak; daha akıllı, daha karizmatik değil, daha sevgili dolu, cömert ve bağışlayıcı insanlar bulup onlara sana öğretebileceklerinden ötürü saygı duymak, senin hakkında ne kadar iyi veya kötü şeyler söylerse söylesinler kulak vermek, bir de onlara güvenmek, ki en zoru budur. Ama en güzelidir de." S. 248
"Fakat adam nasıl olunurdu ki? Tasvip görecek tek seçenek, çift olarak yaşamak mıydı? (Tek seçenek de aslında seçenek sayılmazdı zaten.) 'On binlerce yıllık evrimin, sosyal gelişimin bize sunduğu tek seçenek bu mu?' " ... " Hem bir ilişki içinde olmak, arkadaşlıktan daha hafif bağımlılık değildi. Neden bu 27 yaşında normalde de 37 yaşında tuhaflaşıyordu? Neden bir arkadaşlık, ilişki kadar muteber değildi? Daha bile iyi bir şey olmasının önündeki engel neydi? İki insan ömürleri boyunca yan yana durmayı cinsellik, fiziksel çekim, para, çocuk, mal mülk bağları olmadan, sadece karşılıklı olarak istedikleri ve hiçbir kitapta yazmayacak bir birlikteliğe gönül verdikleri için tercih ediyorlardı. Arkadaşlık, karşıdakinin gıdım gıdım acılar çekmesine, uzun uzun sıkılmasına, arada bir başarı kazanmasına tanık olmaktı. Bir insanın en kötü anlarında yanında olma ayrıcalığından şeref duymak ve karşılığında kendi kötü gününde onun yanında olmasını beklemekti." S. 264-265
" 'Hep çirkin kalacaksın ama pasaklı olmak zorunda değilsin' derdi Peter Gabriel ona." S. 276
"Başarı konusunda gafil avlandığı nokta, başarının insanları sıkıcılaştırdığını fark edememisiydi. Başarısızlık da sıkıcılaştırıyordu insanları ama farklı bir şekilde: Başarısız insanlar hayatta tek bir şey için mücadele ediyorlardı, o da başarıydı. Ama başarılı insanlar da sadece başarılarını sürdürmek için mücadele veriyordu. Koşmak ve yerinde saymak arasındaki fark gibiydi bu ve koşmak her halükarda bıktırıcı bir iş olsa da, koşan insan hiç değilse hareket eder, farklı yerlerden geçer, mağazalar görürdü." S. 311
"En güzel günlerinin henüz yaşamadıkları olduğuna inançlarını kıskanıyordu." S. 312
"Kendisinin mutlu bir çocuklukla lanetlendiğini düşünüyordu."... "Willem'inki gibi olmasını zaten isterdi de, Jude'a benzemek için, onun gibi süzülmeyi andıran bir aksaklığa sahip olmak, onun yüzünde ve bedeninde yaşamak için küçük ve sevimli bir hayvanın canını alması gerekse gözünü kırpmazdı." S 313
" 'Matematiği sevmeyen insanlar, matematikçileri konuyu zorlaştırmakla suçlar durur' değişti Dr Li. 'Fakat matematiği seven insanlar bunun tersinin doğru olduğunu bilir. Matematik sadeliği ödüllendir ve matematikçiler de sadeliği her şeyden çok sever. Walter'ın en sevdiği aksiyomun da, matematik dünyasındaki en basit aksiyom olmasına şaşmamak lazım. Boş küme aksiyomudur bu.
'Boş küme aksiyomu, sıfırı temsil eder. Bir yokluk kavramının, yani sıfır kavramının bulunmasının zorunluluğunu ifade eder. Sıfır değer, sıfır adet diye bir şey olmalıdır. Matematik bir yokluk kavramı olduğunu varsayar ama bu kanıtlanmış mıdır? Hayır. Fakat var olmak zorundadır.
Felsefi düşünecek olursak ki bugün öyle düşünüyoruz, hayatın bizzat boş küme aksiyomu olduğunu öne sürebiliriz. Sıfırla başlar, sıfırla biter. Her iki durumun da mevcudiyetini biliriz fakat iki deneyimin de bilincinde olmayız: Bu durumlar hayat olduğu bilinerek deneyimlenemiyor olsa bile, hayatın ta kendisidir. Yokluk kavramının mevcudiyetini varsayar fakat kanıtlayamayız. Öte yandan, var olmak zorundadır...' " S. 336
"Eşitlik aksiyomuna göre x daima eşittir x: Yani ortada hayali bir x varsa bu her zaman kendinin dengi olmalıdır, benzersiz bir varlıktır ve öylesine indirgenemez bir yapıdadır ki değişmez ve mutlak olarak kendine denktir, özü asla değiştirilemez. Fakat kanıtlanması da imkansızdır. Daima, mutlaka, asla sözcükleri, matematik dünyasının rakamlar kadar hayati parçalarıdır. Eşitlik aksiyomunu herkes sevmez: Dr Li bir keresinde sevimli yaramaz, aksiyom müsveddesi demişti ondan bahsederken ama o bu aksiyomun uçarılığını, kanıtlanması için verilen çabaların güzelliğine leke sürmesini sevmişti. İnsanı delirtecek, benliğini ele geçirecek, kolayca hayatının yerine geçecek türden bir aksiyomdu.
Ama şimdi aksiyomun doğruluğundan emin çünkü bizzat kendi, kendi hayatı bunu kanıtladı. Olduğum insan, olacağım insanla hep aynı diyor içinden. Bağlam değişmiş olabilir; bu evde yaşıyor, sevdiği ve iyi maaş aldığı bir işte çalışıyor olabilir, hatta ailesi ve arkadaşları da olabilir. Saygı görebilir mahkemede, korkulabilir bile ondan. Ama özünde tiksinme uyandıran, nefret edilecek bir insan sonuçta. Kendini havada bulduğu, uçmanın heyecanıyla feci olacağını bildiği inişin korkusu arasındaki o mikrosaniyede, x'in ne yaparsa yapsın, manastır kaç yıl geride kalırsa kalsın, Luke Birader'den ne kadar kaçarsa kaçsın, kaç para kazanırsa kazansın ve unutmak için ne kadar çabalarsa çabalasın daima x'e eşit olacağını idrak ediyor. Omzu betona vurup dünya bir anlığına da olsa irkilip ondan uzaklaşırken aklındaki son düşünce bu: x = x diyor içinden. x = x, x = x." S. 396
"Babamla Adele eylül ortasında yanımıza taşındılar ve ben babamın yüzüne bakamadım. Bir çocuğun ölümünü görmenin ne demek olduğunu bildiğini biliyordum, bunun benim çocuğum olmasının nasıl içini parçaladığının da farkındaydım. Başarısız olduğumu hissediyordum. Jacob bize bahşedildiğinde onu daha yürekten istemeyişimin cezasını çekiyordum sanki. Çocuk sahibi olmak konusunda kararsızlığımı biraz giderebilsem bunların başıma hiç gelmeyeceğini hissediyordum. Onca insanın elde etmek için her şeylerini verecekleri bir armağanın bana kendiliğinden sunulduğunun, benim ise onu geri çevirmeye bile niyetlendiğimin bana hatırlatıldığını hissediyordum. Utanç içindeydim: Ben asla babam gibi bir baba olamayacaktım, onun da burada bulunup başarısızlığıma tanık olmasından çok rahatsızdım." S. 401
"Çocuk söz konusu olduğunda hepimiz sağlıklı olsunlar da deriz ama istediğimiz bu değildir. Onların bizim gibi, hatta bizden de iyi olmalarını isteriz. Bu bakımdan hayal gücü hiç çalışmıyor biz insanların. Daha kötü çıkabilecekleri ihtimaline hazırlıklı değiliz. Ama bu kadarını istemek de fazla belki. Evrimin bekası bakımından bir önlem bile olabilir: Uğrayabileceğimiz felaketleri bütün girdisiyle çıktısıyla bilecek olsak, kimse çocuk yapmazdı." S. 402
"Sahip olduğu çocuğun hayalindeki çocuk olmadığı gerçeğine uyum sağlayabilmekteki hızını ve işlekliğini takdir ettim. Bir çocuk sahibi olmanın esprisinin, o çocuğun senin adına başaracaklarına dair umutlanmak değil, her nereden gelirse gelsin sana tattıracağı mutluluklar, bazen mutluluk bile olduğunu anlamayacağın şeyler olduğunu, daha da önemlisi ona mutluluk yaşatma ayrıcalığını kazanmak olduğunu benden çok önce çözmüştü." S. 402
"Asıl aradaki saatler zor geçiyordu ve kendini kesmeyi tamamen bırakamadıysa da sınırladı: İki kesikte durdu. Kesme olmayınca daha eski cezalandırma yöntemlerine çekim duymaya başladı: Kendini kesmesi öğretilmeden önce bir dönem, Luke Birader ilk paylaştıkları motel odasının dış duvarına çarpardı kendini, sol tarafı yaralar, bereler, morluklar içinde bitkinlikten yere çökene kadar, defalarca. Şimdi bunu yapmadı ama vücudunun duvara çarpmasıyla yaşadığı tatmini, kendini yerinden kımıldatamayacağı bir şeye çarpmanın feci zevkini hatırladı." S. 231