“Kendini Profesör Sanan Adam” – Akademinin Kara Komedisi
Akademi, bilim üretme amacıyla var olan bir kurum olmasına rağmen, gerçek hayatta bambaşka dinamiklerle şekilleniyor. Kendini Profesör Sanan Adam, bu çarpık düzeni keskin bir hicivle ele alıyor. Kitaptaki en çarpıcı noktalar:
Adam Kayırmacılık ve Cemaatleşme
Yükselmenin en güvenilir yolu yetenek, bilgi ya da akademik katkılar değil; doğru grup ya da cemaatin içinde olmak. “Tutulur bir özelliğiniz yoksa devlet sizi nasıl rektör yapabilir?” sorusu, sistemin nasıl işlediğini çok iyi özetliyor. Bilim insanı olmak, bağımsız düşünmek yerine, güç odaklarına eklemlenmek kazandırıyor.
Bürokraside Yükselmek İçin Sessizlik
Makamını sağlamlaştıran akademisyenlerin ortak özelliği, değişime karşı direnç göstermeleri. “Sistemi rahatsız etmezsen, yukarı çıkarsın” mantığıyla, liyakatli akademisyenler bilinçli şekilde önleri kesilerek saf dışı bırakılıyor. Yazarın tabiriyle: “Alttan gelen sağlam akademisyenlerin yollarını kesmek için her şey yapılır.”
Akademinin Çıkar Çarkları
Hocaların asistanlarını “evlat” gibi yetiştirerek onları akademik bir gölgeye dönüştürmesi, akademik hayatın tipik bir dinamiği olarak hicvediliyor. Hocanın ismi uçsuna yazılırken, gerçek emeğin kime ait olduğu sorgulanmaz bile.
Bu kitap, Türk akademisinin iç yüzüne dair acı ama gerçekçi bir portre çiziyor. Okurken gülümsetiyor, ama aynı zamanda düşündürüyor. Akademiyi içeriden bilenler için rahatsız edici bir aynaya bakmak gibi.
Sizce akademide yükselmek için bilgi mi, yoksa doğru ilişkiler mi daha önemli?
Asım CihangirKendini Profesör Sanan Adam