Puan vermedi·142 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Şubat 2025 23:29 Hafızamda çocukluğuma dair bir imge:
Uçsuz bucaksız, hasadı yapılmış buğday tarlalarının üstünde sonu yok bir yolculukmuşcasına süzülüyorum. Kulağımda, radyoda duyduğum ve bu anı yaşamama sebep bir şarkı, hala bilmiyorum kimdir yapanı. Doksanlarda bir yaz tatili; temmuz ya da ağustos sıcağı... Bir an öldüm ya da o an ölümsüzdüm. Her şeyi gördüm.
Platero ile Ben'i okurken bu düş hep benimleydi.
Bir çocuğun masumiyeti, bir yetişkinin melankolisiyle birleşiyor ve ortaya bu "pastoral" anlatı çıkıyor. Poetik dil, yaşanmışlıkların hüzünlü güzelliği, kaybolan zamanın izleri...
Platero, anlatıcının yoldaşı; onunla birlikte doğanın, insanların, anıların içinden geçiyoruz. Ruhumuzun derinliklerine uzanmaması imkansız!
Bir anıdan diğerine geçerken zaman eriyor, anlar hayal mi gerçek mi belirsizleşiyor.
Jiménez'in anlatıcısı da Platero ile yürüdüğü patikaların, köy evlerinin, çocukluk hatıralarının içinde hem kayboluyor hem de varlığını duyumsuyor. Çocukluk ve geçmiş, aslında tam olarak hatırladığımız gibi değil; hatırlarken onu yeniden yaratıyoruz. İşte bu yüzden Platero ile Ben, geçmişin içinde hem kaybolup hem de ona dokunabilenlere ayrı bir anlam ifade edecek...