Beni var kılan nedir?
Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2025 20:38
Sabahattin Ali, bir insan bir insana elbette yeterdi peki ya o da olmayınca, diye soruyor. Düşünüyorum bazen Sabahattin Ali hangi yalnızlığın hangi eksikliğin ardından bu cümleyi kurma ihtiyacı duymuştur? Dostoyevski de aynı şekilde şöyle diyor Beyaz Geceler romanında: ‘’İnsan hiç olmazsa bir gece bir insana ihtiyaç duyar.’’ Yani insanlara olan ihtiyacımız hiçbir zaman bitmiyor. Günün bir anında bir saatinde muhakkak bir başka insanın varlığına, sıcaklığına ihtiyaç duyuyoruz. En azından ben de varım demek için. Kalk yerine yat ne kadar ağır bir cümle aslında. Bu cümle ne kadar da varlığınızı kanıtlayan orada olduğunuzu, önemsediğinizi, farkında olunduğunuzu gösteren bir cümle. Bir de şey var mesela “Bir tabak daha ister misin?” ya da “Bir şeye ihtiyacın var mı?” Böyle basit gibi görünen cümleler kimsesiz olduğunuz anda ne kadar da kıymetli oluyor aslında değil mi? Denizin ortasında yapayalnız iken üzerinize atılmış bir can simidi etkisi yaratıyor. Öykü kitaplarını oluştururken belli bir tema çerçevesinde yazılan öykülerin bir araya getirilmesini seviyorum. Bütün öykülerde aynı temanın farklı insanlar hayatındaki etkilerini görmek açıkçası hoşuma gidiyor. Çünkü şunu gösteriyor bize, her birimiz ne kadar birbirimizden farklı insanlar olsak da yaşadığımız acıların, sevinçlerin, mutlulukların, hüzünlerin ve heyecanların aslında hepsi aynı çerçeve içerisinde toplanabiliyor. Kişiler, yerler, zamanlar değişse de hepimiz aynı hayat gailesi etrafında dönüp duruyoruz. Bir de öykü olarak okurken beni yormuyor açıkçası. Şermin Yaşar, Kalk Yerine Yat öykü kitabında ana tema olarak “Yalnızlık” duygusunu belirlemiş. Öykü kahramanlarının hepsi yalnızlıktan muzdarip bireyler olarak çıkıyor ancak bu yalnızlık bazen kimsesizlik olarak kendisini ortaya çıkartırken bazen kalabalıklar içindeki yalnızlığı gösteriyor bize. Kimsesiz insanlar kadar “herkesi” olan insanların “kimsesiz” oluşunu da görüyoruz. Doğrusu insan şaşırmadan edemiyor, dünya nüfusunun her geçen gün arttığı şu güzide günlerde insanlar nasıl kimsesizlikten yakabiliyor. Cevabı çok basit aslında kalabalıklaştıkça sesimizi kaybediyoruz. Kalabalıklaştıkça herkesin fısıltıları bir araya gelip koca bir gürültü çıkartıyor ortaya. O gürültüler ise bir araya geldiğinde ezeli rakip iki takımın oynadığı derbi maçında stadyum gürültüsünden daha güçlü bir ses çıkartıyor, bu yüzden belki de sesimizi duyması gereken insanlara seslerimizi duyuramıyoruz çünkü herkes aynı anda konuşuyor. İnsanların diğer insanlarla bu kadar güçlü bağ kurmak istemesinin bir sebebi bulunmaktadır. İnsanlık tarihi boyunca bir grubun parçası olmak, her zaman daha fazla güvenlik ve daha az stres anlamına gelmektedir. Ayrı olmayı sevmeyen atalarımız, bir arada olmanın verdiği güvenlik hissi nedeniyle belki de hayatta kalabilmişlerdir. Diğer yandan, ayrı olmayı dert etmeyen ilk insanlar ise mesafeli olmayı daha güvenli bulmuş olabilirler. İnsanlarla daha derin bir bağ kurmak istediğinizde, acı verici yalnızlık hissinin sadece bireysel hikayenizden değil, aynı zamanda insanlığın genetik geçmişinden de kaynaklanabileceğini aklınızda tutun. Tıpkı sizin gibi atalarımızda duygusal yakınlık kurmaya büyük ihtiyaç duyuyordu. İlgiye ve bir bağ kurmaya plan ihtiyacımız insanlık kadar eski bir tarihe sahiptir. Yalnızlıktan hoşlanmamamızın sebepleri tarih öncesine dayanır. Bizler başka bir insanın varlığına muhtacız çünkü duygularımız ancak başka bir insanın varlığında anlam kazanır. Eğer benim sevgimi kimse görmüyorsa benim sevgim gerçekten var mıdır? Eğer benim korkumu kimse görmüyorsa benim korkum gerçekten var mıdır? Eğer beni kimse görmüyorsa ben gerçekten var mıyımdır? Belki de varsınızdır. Varlığınızı farklı şekillerde ortaya çıkartırsınız. O zaman gelir ama bu her zaman güzel olmaz. Mesela varsınızdır, önemsenmiyorsunuzdur o zaman “Şans Talih Kader Kısmet” öyküsünde olduğu gibi sizi kimse dinlemediği için iftiraya maruz kalırsınız. “Nokta Nokta Gül” öyküsünde olduğu gibi isminize talihsizliğinizi yüklersiniz. “Kalk Yerine Yat” öyküsünde olduğu gibi yalnızlığınız sizi başka yalnız insanların suistimaline açık hale getirir. “Değerli Emekliler Derneği” kurucusu Süleyman Bey gibi komik durumlara düşersiniz. “Bordo Palto” öyküsünde olduğu gibi sevgi hırsızı olursunuz. “Tıkırtı” öyküsünde olduğu gibi yalnızlığınız size gaipten sesler duyurur ya da duyurduğunu sanarsınız. Bir dinleseler sizi aslında sesler ortadan kalkacaktır. “Şimdi Rahatladık” öyküsünde olduğu gibi gaz kaçağı baş ağrıtır da baş ağrınız psikolojik sanılır. “Haliyle” öyküsünde olduğu gibi baskının sesini duymaktan artık babanıza sarılmazsınız, haliyle. “Çöp” öyküsünde olduğu gibi ait olamadığınız yerlerde ait olmadığınız bir hayatı yaşar, geçmişinizin aidiyetini çöplerde ararsınız. “Amma Oldu Ha” öyküsünde olduğu gibi bir aşk acısı sizi kalabalık bir hayata götürür. “Nuri Banyoda” öyküsünde olduğu gibi kendinizi kabul ettiremeye çalışırken elinizdeki Nuri’den de olursunuz tıpkı Huriye gibi. Belki de en acısı en yakınınız aileniz, kardeşiniz, canınız sizi görmezden gelir de Seher gibi “Orta Refüj”de elinize batan gül dikeniyle ben bunları gerçekten yaşadım mı? diye kalakalırsınız. “Kalk yerine yat diyenleriniz çok olsun.”
Kalk Yerine YatŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20257,8bin okunma
·
210 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.