Akıcı anlatımı ve yalın diliyle bizi yormadan içine çeken, ancak derin izler bırakmayı da amaçlamayan bir eser. Hikaye, hırsızlığı ve dolandırıcılığıyla tüm Milano’da nam salmış Bocetta’dan 17 Venedik duka altınını geri almayı başaran Behaim’in serüveni etrafında şekilleniyor. Ancak roman sadece bir dolandırıcının hikayesi değil, aynı zamanda sanatın, tarihin ve kaderin ilginç kesişim noktalarından biri. Çünkü hiçbir ülkeye, hiçbir imparatorluğa ait olmayan, yalnızca görme, kavrama, düzene sokma ve yaratma tutkusuna sahip Leonardo da Vinci, bu adamı "Son Akşam Yemeği" tablosunun Yahudası olarak resmetmeye karar veriyor.
Kitabın en güçlü yanı, olay örgüsünün basit ama sürükleyici olması. Tarihi bir dönem hikayesini net ve akıcı bir şekilde sunmuş olması kitabın en büyük artısı. Behaim’in karakteri, bir hırsızın zekası ve ahlakın gri bölgeleri üzerine düşündürüyor. Da Vinci’nin sanata ve hayata bakışı ise esere farklı bir boyut katıyor.
Bir solukta okunabilecek, ancak bitirdikten sonra üzerine uzun uzun düşünmek istemeyeceğiniz türden bir roman. Eğer hafif ama tatmin edici bir tarihi kurgu arıyorsanız, bu kitap tam size göre olabilir.