·80 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Şubat 2025 00:09 Reşat Nuri’nin romanları gibi “Kirazlar” hikayesi de sevdiğim bir öyküsü oldu. Hele ki konuya önem verip insanın ardında yatan o ince noktayı araştırmaya çalışması bence takdir edilecek bir durumdur. Çünkü insan olarak hepimiz bir olaya yaklaşınca önünü arkasını, yanını yöresini düşünmeden yargılamaya hemen can atmaya çalışırız. Oysa işin aslını öğrendiğimizde ardımızda sadece pişmanlık duygusu kalır ki bu da vicdanımızı sorgulamaya yetecektir. Reşat Nuri’nin tam da bu nokta üzerinde durması çok hoşuma gitti. Dünyada ne kadar kötülük olursa olsun sevginin, merhametin ve acımanın her zaman galip geleceği üzerinde duran kıymetli yazarlardan biridir benim için. Her insan bir şekilde hayatını yaşamaya çalışıyor; olumlu ve olumsuz her şeyle karşılaşarak. Ama insanın bir de iç dünyası vardır ki ne anlatması ne de anlamlandırması o kadar kolay değildir. Ve her zaman da hayat mutluluklar üzerine kurulu değildir. Belki mutluluklarımızı paylaşınca güzel bir hal yaşıyoruz ama içte yaşadığımız acıları kim nasıl öğrenebilir ki kişi anlatmadıktan sonra. Önemli olan da bu acıların her insan ya da çoğu insanda olması muhtemel olan olaylar gibi görürsek o zaman işin aslını daha rahat öğrenmeye vakıf olabiliriz. Bu sayede önyargılardan da uzaklaşmış oluruz ve vicdanımız ile baş başa kalmamıza da gerek bir durum ortaya çıkmamış olur. Kiraz yüzünden bir çocuğun ölmesi çok üzücü bir durumdu. Bir çocuk demek umut demek, sevgi demek, en önemlisi de ailesinin en kıymetlisi demek. Reşat Nuri’ nin bu konuya değinmesi de ayrıca hoşuma giden bir durum oldu. Sonuçta bir kiraz ağacı tekrar can bulabilir fakat bir canın öyle bir alternatifi olmaz. Hele ki gerisinde kalan insanların bu acıyı sırtında taşıyıp yaşaması/yaşamaya çalışması kadar zor bir durum olamaz. Her ne kadar insanlar bu durumunu bilmeyip önyargılarını sunmaya yeltenseler bile. O insan o acıları ile vardır ve anlaşılmaya mecburdur.