Gönderi

Deliliğin getirdiği gerilim
7/10
·225 syf.··
2025 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2025 13:35
Sırf iki öykümen içerdiği için satın aldığım bu kitaba, şayet türünü bilseydim elimi dahi uzatmazdım. Yanlışlıkla mı demeli yoksa tesadüf eseri mi aldım bilmiyorum ama elime alıp da ilk on beş yirmi sayfadan sonra "Ben ne okuyorum böyle!" deyip hakikatle tanıştım. Meğer korku ve tuhaf kurgu türünde yazdıklarıyla meşhur bir yazarın eseriymiş. Evvelden korku ya da tuhaf kurgu okumuş değildim. Hem ilk olsun diye hem de madem kitaplığımda, okumuş olayım deyip devam ettim. Bir oturuşta ilk 70 sayfa kadarını bitirdim ve içimi ürperten, beni bir korku tülüne sarmalayan bir duyguyla gecenin geri kalanında kitaba devam edemeyeceğime karar verip garip bir içgüdüyle yorganın dışındaki ayaklarımı usulca içine doğru çektim ve kahramanın yaptığı gibi kulağımı karanlıktaki sessizliğe diktim! Aman Allah'ım! Kitabın ilk novellasında meçhuliyetin tesirinde sahipsiz bir fısıltıyla yazılmış gibi geçen şu sözcüklere kulak verin: çürüme, iğrenme, korku, sefil, kasvet, bunaltıcı, anormal, hastalık, rahatsızlık, kuşku, kaygı, boğuk, çirkin, tuhaf, kokuşmuş, kötü, bakımsız, harap, yıkık, sinsilik, meşum, pis, ölüm, kılıksız, terk, cehennem, şeytan, korku, yabancılaşma vb. Inssmouth'un böylesi sıfat ve isimlerle uzun uzun betimlendiği ve adeta takip ediliyor hissi veren ilk novella büyük bir gerilim yaratması bakımından insanın tüylerini diken diken ediyor. Betimlemenin amacına hizmet etmesi bakımından gayet işlevsel olduğunu, nicelikçe kurgunun mühim bir kısmını oluştursa da bu birbirini tekniğin pek de tekrar etmediğininin altını çizeyim. Yine de, bilhassa keşif sırasındaki tasvirler korku ve gerilim türü izleyicisi tarafından fazla tanıdık gelebilir ki sanıyorum buna sinema çağı insanı, biraz daha daraltırsak Hollywood seyircisi karşısında Lovecraft eserlerinin kadersizliği diyebiliriz. Merak öğesinin dorukta olduğu, okuma esnasında nabzın bile duyulduğu bu kurgu, içeriği itibariyle bir şehir keşfini andırıyıyor. Daha üçüncü sayfada, 16 Temmuz 1927 günü (kurgusal bir kasaba olan) Inssmouth'tan deliler gibi kaçtığını söyleyen anlatıcı kahramanın yaptığı şey yetkililere olan biteni anlatmak ve güvenlik güçlerinin ilgisini bu iğrenç kasabaya çekmek oluyor. Kurgunun ilk paragrafı ise federal yetkililerin deli saçması görünen kasabaya karşı tedbir aldığı, birçok kişinin gözaltına alındığını ve birçok yıkıntının dinamitle patlatıldığını söylüyor. Peki bu terke dilmiş liman kasabasında ne vuku bulmuştu, kahramanın gerçeklik olarak kabul ettiği deliliği sebebi neydi? !! Heveskaçıran içerir: Tutukluların nerede tutulduğu kamuoyuyla paylaşılmadığı gibi Inssmouth'ta neyin döndüğü sır gibi saklanıp hadiseler sükunet ile unutturulmaya başlanınca anlatıcı bu yazıyı kaleme alıp yaşadıklarını baştan sona gezi-haber yazısı kırması canlı bir üslupla yazmaya başlar. Rapor da sayılabilecek yazı, önce kısıtlı sayıda kişiyle yapılmış bir araştırma-röportaj içeriğinin aktarılmasıyla başlayıp sonrasında bizzatihi gezi ve gözlemler ile devam ediyor. Anlatıcının sıklıkla kendi gözlemleri ile ilgili şüpheye düştüğünü de itiraf ettiği yazıda okurun da onunla birlikte gezdiği Inssmouth; başta konuşanların yarattığı peşinhükümden de kaynağını alan ama kasabanın kendi bakımsızlığından ve izahı zor manevi havasından ötürü de bir iğrenme ve nefret etme ögesi hâline geliyor. Kimi sayfaların ölü balık koktuğunu söylesem pek de abartmamış olacağım kurgunun baştaki üç bölümü içeren ilk 71 sayfasında söylem ve öznel gözlemlerin yarattığı gerilim ve ürkünçlüğü destekleyen gayriinsani pek bir şey olmadığını söylemeliyim. Ancak, İhtiyar Zadok'un küçükken şahsen gördüğü iğrençlikleri, tuhaflıkları ve insan dışılığı anlattığı 3. bölümde okurun neyin içine düştüğünü kavramaya başlamasını sağlamasıyla oldukça etkiliydi. Sarhoş olunca çenesi açılan Zadok'un kasabanın eski zamanlarını ve çürüyüp yozlaşmasını anlattığı bölüm adeta bir tabunun yıkılışının resmini verir: Kendi Hristiyan Tanrı'sını sırf zengin olmak için terk edip şeytani varlıklarla işbirliği yapan kasabalılar insan kurban etmek karşılığında cömertçe getirecekleri sayısız balığa ve altın benzeri değerli bir madene ulaşacaklardır. Ama anlaşmayı gittikçe genişleten bu ürkütücü yaratıkların isteklerini yerine getirdikçe kendi akıbetlerini öngörememişlerdir. Açgözlülük günahının getirdiği lanet ile bilinmeyen yerlerden gelen kurbağa-balık yaratıkların kanını kendi kanlarıyla karıştırararak ölümsüzleşirler ancak insanlıklarından çıkıp kurbağa-balıklaşıp vakitleri geldiğinde denize, onların arasına katılırlar. Gel gör ki bu dönüşüm süresi boyunca iğrenç ve çirkin bir ucubeye dönüşürler. Bu süreci evrim teorisinin kimi bilgileriyle gerçeklik düzlemine çekmeye çalışan anlatıda benim için asıl sürpriz, anlatıcının soyağacı ile büyük resimdeki yerinin ortaya çıktığı son bölümdü. Kitabın ikinci öykümeni Zamanın Uçurumunda da Inssmouth Üzerindeki Gölge'de olduğu gibi anlatıcının kaleminden okura ulaşıyor. Kurmaca bir metin olmasına rağmen taklidini yaptığı yarı-bilimsel makale/araştırma yazısı yahut belgesel haber yazısı biçemi, bu türden yazılara ilgi duyan okurlar için tercih sebebi olabilir zira anlatıcının başından geçen tuhaf şeylerin ne olduğuna dair akıl yürütmeleri metinde büyük bir yer kaplıyor ve bu da birikimsel ilerleyen kurgu içi bilgilerin kendilerinin de en az olay zinciri kadar ilgi uyandırmasını sağlıyor. İkinci kurguda; milyarlarca yıl önce yeryüzünde yaşamış Yüce Irk adlı koni şeklinde bedenleri olan bir halkın kendi yaşamlarını ölümsüzlüğe endekslemek uğruna bir nevi zamanda ilerleyerek bir konakçı gibi çeşitli canlıların bedeninde yaşamaya devam etmesini, bu arada evrenin her yanındaki canlıların her türlü bilgisini (bilimsel, tarihsel, sanatsal ve antropolojik bilgileri) kayıt altına aldığını keşfeden bir "kurban"ın hikâyesini anlatıyor. Bedeninin ele geçirildiği 1908'den ta bedenin terk edildiği 1913'e kadar kendi bedeniyle neler yaşadığını bilmeyen ekonomi profesörü bu süre zarfında neler yaptığını öğrenmeye başlar. Fakat bunu tetikleyen güdü, gittikçe sıklaşan ve sahilik dozu fazlalaşan düşlerdir. Bu düşleri bir nevi anı gibi algılamakta ve bundan korkmaktadır. İlk öykümende olduğu gibi çok fazla betimlemenin yer aldığı kurgu, zaman zaman kendini tekrar etmekte, bu da gerilim unsurunu durağanlaştırıp etkisizleştirmekte. Ayrıca kurgu açısından anlatıcının iğrenç deyip durduğu varlıkların bedeni farklılıkları bana, yazarın yönlendirmek istediği gibi pek iğrenç gelmedi. Sonlara doğru öğreniyoruz ki dünya yok olduktan sonra bile bu canlılar başka gezegenlerde -bir yolunu bulup- farklı bedenlerde yaşamaya devam edecekeler. Bir noktada ee dedim. Çünkü anlaşıldığı üzere kurgu kahraman Nathaniel Wingate Peaslee'nin maruz kaldığı beden işgali üzerinden bir keşfe götürecek bizi. Mesele pek de çeşitli çağlarda değişik kişilerin bedenlerini kullanmak değilmiş gibi. Bir noktadan sonra Yüce Irk gerçekliğnini keşfi de asıl hedef olmaktan çıkıyor. Ben bir okur olarak "Eee?" dedim. Meselenin bu varlıkların insanlığı yok etmesi mi diye beklerken böyle bir şey olmadığı da ortaya çıkıyor. İnsanlık da bilmem kaç milyon yıl sonra yok olacak. Kim tarafından? Yüce Irk'ın bahsedilmesi tabu olan dünya-dışı düşmanları tarafından gibi bir sonuca varıyor insan. Bu durumda Yüce Irk'ın neden iğrenç olduğunu soruyor insan. Onların bu kadar zeki ve kabiliyetlerle donatılmış olmaları bir nevi doğal seçilim. Güçlü diye iğrenç olmak... Asıl korku kaynağı olan dünya-dışı varlıklar ıskalanmış gibi geldi bana. Neticede kahraman Nathaniel Wingate Peaslee'nin delilği bir tür şizofreni hastası rahatsızlığına dönüşüyor. Yine de hakkını teslim etmek gerekir ki altı, yedi ve sekizinci bölümlerindeki tansiyon önceki bölümleri unutturacak cinstendi. Kitabı kapattığımda, kurguya dair zihnimde "insan dışı varlıklar tarafından kaçırılma" biçiminde bir özet oluşmuştu bile. Daha fazla içerik için yazı defterimi ziyâret edebilirsiniz: evcimenkalem.wordpress.com
İki Novella: Inssmouth Üzerindeki Gölge - Zamanın UçurumundaH. P. Lovecraft · Alfa Yayıncılık · 201585 okunma
·
866 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.