·192 syf.····Okunma: 16 Mart 2025 02:13 1- "Australopithecus" bilinen en eski insansıdır. İki ayağı üzerinde durabilen, daha küçük ve kıllı insan türü.
2- "Homo Habilis" alet yaptığı kesin olan ilk insan türü. Alet yaptıkları için, somut-soyut ayrımını yapabildikleri düşünülüyor. Alet yapımını, doğaya uyum sağlamak için gerekli gördükleri için, zihinsel süreçleri işliyor diyebiliriz. Ayrıca homo habilis, et yemeye başladıkça, bu da onun büyümesini, gelişmesini sağlamıştır.
3- "Homo Erectus", ilk bilinçli ve düzenli av faaliyetine başladığında ve ateşi kullandığında, yaklaşık 1.5 milyon yıl önceydi.
4- " Neandertal"ler, insan türünün sosyal, kültürel ve dinsel yaşamına yenilikler getirdiler. Özellikle dinsel ritüellerde bulundukları düşünüldüğünde, kültür aktarımı ve sözlü gelenekten bahsetmek mümkün oluyor. Gelişmiş teknolojisi yardımıyla, çakmaktaşı kullandığı bilinmektedir. Bu sayede Orta Paleolitik dönemde iz bıraktıklarını hatırlayalım.
Almanya'nın Neander Vadisi'nde ilk olarak kalıntıları bulunduğu için, bu insan türüne Neandertal ismi verilmiştir.
5- İtalya'da bulunan Cadı Mağarası'nda, hayvana benzeyen dikitin kıl topaklarıyla vurulmaya çalışılması, belki de İslam inancında yer alan Şeytan Taşlama ritüelinin bilinen ilk örneğini oluşturuyordu.
6- Neandertal insanı, ölülerini cenin pozisyonunda gömerdi. Yanına da şifalı otlar bırakırdı. Belki de ahiret inancı gereğince yapılan bir eylemdi. Semavi dinlerden çok daha önce ahiret inancı vardı, yorumunu yapmak uzak değil.
7 - Bilim dünyasında, genellikle modern insanın atası kabul edilmese de, kültürel ve insani yaşamın da tüm gereklerini yerine getiren ilk türdür.
8 - Homo Sapiens Sapiens, 35-38 bin yıl önce ortaya çıktı. Neandertal insanından miras aldığı dil ve kültürü, sanata çevirmeyi başardı. Neandertal'in de sanatsal faaliyetleri olmamamıştır diyemeyiz ama toplumsal sanat anlayışı modern insanla başladı yorumunda bulunabiliriz.
9- İlk mağara resimlerine, Üst Paleolitik Çağ denen dönemde, Lascaux ve Altamira mağaralarında rastlandığını, avlanan hayvan olarak bizon, boğa ve at olduğunu, ancak gerçekte çoğunlukla Ren geyiği yediklerini hatırlayalım.
10- Paleolitik dönem insanı, günde 3000 kalori almakta, yaklaşık 800 gram et yemekte ve kuşkusuz modern insanlardan daha iyi besleniyordu.
11- Sanat anlayışında, boğa figürünün aslında ölüm olarak nitelendirildiği düşünülmektedir, zaten dünya da boğanın boynuzlarında değil miydi?
12- Boğa başlarının ölümle ilişkilendirilmesi, Hitit, Mezopotamya, Büyük İskender ve Antik Yunan'da da görülmekteydi.
13- İnsanın evcilleştirdiği ilk hayvanlardan birisinin boğa olması, ona karşı zafer kazandığını gösteriyordu. İnsan, boğayı evcilleştirerek yaşam süresini uzatmış ve alt etmişti. İspanyolların boğanın peşinden koşması, belki de bu zaferin devamıydı.
14- Akbabalar da, evrensel olarak ölümle özdeşleştirilmişti. Akbaba gören kimse, ölümün kendisine yakın olduğunu düşünürdü.
15- Akbabalar, Azrail'in en eski formlarıdır. Çatalhöyükte de görüldüğü üzere, insana benzeyen bacak ve ayaklarla resmedilmiştir.
16- Uruk kenti kralı Enmekar'ın erkek çocuğu yoktu. Kızı, erkek çocuk doğurup kendisini öldürecek korkusuyla, kızını kuleye hapsetti. Kızı da bir yolunu bulup hamile kaldı, çocuk doğunca, kule nöbetçisi korkup çocugu kuleden aşağı atar, bir kartal çocuğu yakalat ve çocugu olmayan bir ailenin bahçesine bırakır. Bu çocuk Gılgamıştır.
17- Gılgamış yetişkin birisi haline geldiğinde, Uruk'a tesadüfen gelir. Kral ölmüştür ve kent insanı, Gılgamışa krallık teklif eder.
18- Gılgamış aslında iyi bir kraldır ama yeni evlenen genç kızlarla ilk kendisi cinsel ilişkiye girmek ister. Halk, bu durumu Tanrılara şikayet eder. Tanrılar da rakip olarak Enkidu adında azman yaratır.
19- Gılgamış ile Enkidu dövüşe başlamışlar ancak rüyasında kendisine bir dost verileceğini hatırlayan Gılgamış, Enkidu'yu öldürmek yerine onunla dost olmaya karar vermiş. Uruk kentinin başındaki bela bir iken iki olmuş.
20- Gılgamış ve Enkidu, Humbaba'yı öldürünce, tanrıça İnanna da Gılgamış'a aşık olur. Gılgamış, İnanna'ya yüz vermemiş. Bir ölümlü tarafından reddedilmeyi gurur yapan Tanrıça İnanna, Gök Tanrı Anu'dan Gökboğası'nı istemiş.
21- Gökboğası, Gılgamış'ı öldürmeye çalışmış ama Enkidu'nun desteğini alan Gılgamış kendisini öldürmüş.
22- Tanrılar toplantısında, Enkidu'nun öldürülmesine karar verilir ve kısa süre sonra da öldürülür. Gılgamış bunun üzerine korkuya kapılır.
23- Sümer ülkesine gidip ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek ister Utnapiştim'ten. Utnapiştim de, Tanrıların bir zaman önce kendisinden tufan olacağını, gemi yapmalarını istediğini, tufandan sonra da sadece kendisinin hayatta kaldığını, bu sebeple ölümsüzlükle ödüllendirildiğini söyler.
24- Gılgamış, Tanrıların gözüne girmek için yedi gün boyunca uyumamaya karar verdi. Ancak uykusuna yenik düştü ve ölümsüzlüğe hak kazanamadı.
25- Gılgamış, sonsuz gençlik için denizin dibinde bulunan dikeni alması gerektiğini öğrenince denize dalar ve istenilen dikeni bularak Uruk'a doğru yola çıkar. Gençlik otunu, Urukta yemeyi düşünür. Yolda mola verdiği esnada, bir yılan bu otu yer ve Gılgamış sonsuz gençliği de kaybeder.
26- Başından geçenleri kentin duvarlarına yazdırır. Kendisi olmasa da hikayesi ölümsüz olur.
27-Gılgamış, insanlık tarihinin kültürlenme sürecinin mitidir. Bir dönemden bir başka döneme geçişi ifade etmektedir. Yazısız dönemde başlayan ve yazılı dönemde yaşamaya devam eden bir mittir. Avcı-toplayıcı yaşam biçiminden yerleşik yaşam biçimine oradan da kentsel yaşam biçimine geçişin özelliklerini taşır. Enkidu'nun hayvanlar gibi ormanda yaşaması ve otları hayvanlar gibi yiyip suyu hayvanlar gibi içmesi hayvanların ve bitkilerin dilinden anlıyor olması avcı-toplayıcı yaşam biçimini sembolize eder. Onun ormandan alınıp kente getirilmesi bir fahişe ile sevişmesinden sonra gerçekleşir. Bu sevişme, Enkidu'yu yaşam biçiminden eder. Buradaki mesaj cennetten kovulma mesajıdır. Cinsellik cennetten kovulmaya en büyük nedendir. Doğadan kültür dünyasına geçiştir. Enkidu, yıkanıp, giyinmiş, insan gibi sofrada yemek yemiş ve içki içmişti. Savanına geri dönemezdi. Cinsellik nüfus demektir. Nüfusu hızla artan insanı doğa beslememeye başlamıştı. Bu nedenle karın doyurma dönemi bitmiş, damak zevki dönemi başlamıştı. Kıllı bedenden giysili bedene dönüş gerçekleşmiştir. İnsan, doğaya karşı verdiği mücadelede önemli bir başarı kazanmıştı.
28- Doğurganlığı temsil eden Kybele aynı zamanda bekaretin de koruyucusudur. Bütün Ana Tanrıçalar, bekaret ile ilişkilidirler. Bu tesadüf olamaz. Yunanlıların Artemis'i bunun en tipik örneğidir. En son örneği ise bakireyken doğum yapabilen Meryem Ana'dır hiç kuşku yok ki. Mitolojide sıkça karşılaştığımız kendini tanrılara adayan kız figürleri bu anlayışın temsilcileridir.
29-Yunan yaratılış mitosu birçok farklı biçimlerde okunabilecek bir metin içermektedir. Bir insanın ya da insanlığın bilinç serüveni hakkında da ipuçları taşımaktadır. Kaos'tan yaşama ve insanlı dünyaya giden bu serüven, aynı zamanda doğadan kültüre yapılan yolculuğun da öyküsüdür. En eski insandan günümüze kadar yaşamın gelişimi olarak okunabilecek bu mit aynı zamanda anne karnından kültürel yaşama yolculuk yapan insanın serüveni olarak da yorumlanabilir. Yaşamın bilince geçirilmesi, bir bebeğin biyolojik bir canlıdan kültürel bir bireye dönüşmesi, yani bilinçlenmesi bilinçdışını da harekete geçirir. Devlerden ve diğer korkunç yaratıklardan temizlenmiş dünya bilincin dünyasıdır. Kültürü yaratan bilinç bilinçdışı yaratıklardan dünyayı temizleyerek kültür ortamını hazırlar. Ancak insanı kültüre yaklaştıran her hamle aynı zamanda insanı doğasından da uzaklaştıracaktır.
30- Yunan ve Semavi dinlerinin kurban mitoslarının benzerliği dikkat çekmektedir.
Her ikisinde de üvey anne ve kurban edilen veya uzaklaştırılması gereken bir çocuk motifi oluşu ilginçtir.