Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
Zülfü Livaneli
221 sayfa
Romanın kahramanı Sami Baran,
12 mart döneminde başından geçen trajik bir olay sonucu İsveç’e gider ve bu ülkeden
siyasi mültecilik hakkı talep eder.
Sami Baran'ın başından geçen trajik olay, nişanlısı Filiz'in öldürülmesidir.
Nişanlısı ile evlerine perde almak ile ilgili konuşurken "dur" ihtarını duymadıkları için üstlerine açılan ateşle Filiz hayatını yitirir. Olayın ardından yapılan sorgularda işkence gören ve hiç alakası olmadığı halde sevgilisinin bir militan olduğunu (medyada bu şekilde çıkarıyorlar) söylemesi için işkence gören Sami, sonunda ülkesini sahte pasaportla terkedip siyasi mülteci olarak Stockholm’e yerleşir, Türkiye'den ve farklı coğrafyadan mülteciler arasında yaşar.
Kendisi gibi mülteci olan bir arkadaşı
Sami'nin hikayesini roman haline getirir.
Sami, buna roman basılmadan önce
okumak şartıyla izin vermiştir.
Kitabı okuyunca bazı eksiklikleri tamamlamak üzere her bölümün sonuna notlar ekler.
Kitap, bir bölüm yazarın anlattığı
geri kalanı Sami'nin ekledikleri olmak üzere
iki anlatıcılı olarak basılır.
Takıntılı, hastalık hastası bir insana dönüşen ve sanrılar gören Sami, tedavi için bir hastaneye yattığında, geçmişte ona işkence yapan adamın aynı hastanede kalmakta olduğunu öğrenir. Nefret ettiği bu adam, şimdi güçten düşmüş ve gözden çıkarılmış bir eski bakandır; ölümcül bir hastalığı vardır.
Sami, mülteci arkadaşları ile onu öldürmek için plan yapar. Latin Amerikalı Clara, ona destek vermekte en istekli kişidir. Bu arada Sami'nin hastanede kendisine tercümanlık yapması nedeniyle yaşlı adam ona minnet duyar ve kendisinden nefret eden Sami'yi tutunduğu tek dal olarak görür. Sami ve Clara yaşlı adamı hastaneden çıkarırlar. Sami, yaşlı adama nasıl davranacağına karar vermeke çelişkiler içinde kalır.
Kitaptaki ikili anlatımdan birisine göre Sami ve Clara, eski bakanın hayatını sonlandırmasına yardım ederler; diğerine göre Sami ile adam hesaplaşırlar fakat Sami adamı öldürmek yerine adam intihara teşebbüste bulunmasına rağmen adamın hayatını kurtarır.
Bunda gurbette ana diliyle konuşabileceği insan sayısının çok az olmasının ve onunla ana diliyle sürekli konuşmasının etkisi var denebilir.
Romanda ayrıca; insanların sözlerine değil, davranışlarına ve eylemlerine dikkat etmek gerektiği, gurbetin zor olduğu, sürgün psikolojisi, yakınları ve arkadaşları vefat ettiğinde dahi cenazelerine katılamamaları, İsveçlilerin 1970’lerde mültecilere daha sıcak davrandıkları, fakat onların tavır ve davranışlardan etkilenip artık onları görmezden geldikleri işleniyor.