Editörlüğünü üstlendiğim Mila ile her kelimenin ve her mısranın ardında yatan duyguyu, umudu ve barış çağrısını okuyucuya en saf haliyle aktarma yolculuğuna tanıklık ettim. Bu kitap, Özlem Özge Karamık’ın kaleminden dökülen, evrensel anlamlar taşıyan bir şiir koleksiyonu olarak hayat bulurken, benim için de her sayfada yeni bir keşif, her dizede ise derin bir içsel yolculuk anlamına geldi.Her düzenlemede, şairin özgün sesini ve anlatım gücünü korumak için titizlikle çalıştım. Şiirlerin akıcılığını ve içtenliğini her daim ön planda tutarak, metnin ruhunu korumak, benim için sadece bir teknik gereklilik değil; aynı zamanda kalbimin de bu esere dokunması demekti. Çünkü sevgili Özlem Özge Karamık instagramda uzun süredir tanıdığım ve paylaştığı şiirlerini keyifle okuduğum bir arkadaşımdı. Her paylaşımının altına; artık Mila bir kitap olmalı ve herkesle tanışmalı yazıyordum. O zamanlar hayaldi belki ama işte Mila şimdi salon yayınları kitapmatik kalitesi ve olanca güzelliği ile bir kitap haline geldi.
Benim için bu kitabın edit süreci, edebiyatın ve şiirin gücünü yeniden hatırlatan, beni duygusal olarak zenginleştiren eşsiz bir deneyimdi. Her bir mısrada, her bir kelimede insanın yüreğine dokunan bir hikâye, yaşamın içsel sesi vardı. Mila, sadece okunup geçilen bir eser değil; aynı zamanda okuyucuların kalplerinde yer edecek, onlara umut ve barış mesajı veren, yaşamın karmaşası içinde bir sığınak niteliğinde.
Editörlük, yazara en yakın olan ve metnin kalbine dokunan bir görevdir. Bu yolculuk sırasında, kendi duygularımın da esere yansımasını görmek, her adımda bir ilham kaynağı oldu. Ve kitabın kapak görselini de Mila’yı çok iyi anlayan biri olarak ben yaptım. Sonuçta, Mila yalnızca bir şiir kitabı değil; yaşamın, aşkın ve umudun, tüm zorluklara rağmen güzelliğin var olduğunun sessiz bir ifadesiydi ve kapağa böyle yansımalıydı. Bu eşsiz serüvende, kitabın büyüsünü okuyucuyla buluşturabilmek benim için tarifsiz bir mutluluk ve gurur kaynağı.
Mila, benim için yalnızca bir şiir kitabı değil; güzelliğin, aşkın, umudun ve barışın diller üstü bir manifestosu gibi. Özlem Özge Karamık, kelimeleri öyle bir incelikle işlemiş ki, her mısra insanın içini ısıtan bir yankı bırakıyor. Bir ismin farklı dillerdeki anlamlarından yola çıkarak böylesine güçlü bir anlatı kurmak, şairin derin bir duyarlılığa sahip olduğunun en güzel kanıtı.Kitabın merkezinde, “Mila” isminin taşıdığı evrensel güzellik var. Arapçada “güzel”, İspanyolcada “harika”, Slav dillerinde “aşk”, İbranice’de ise “barış getiren” anlamına gelen bu isim, her kelimede biraz daha büyüyor, genişliyor, sınırları aşıyor. Öyle ki, Karamık’ın dizeleriyle birlikte Mila, sadece bir isim olmaktan çıkıp bir ruh haline, bir umut çağrısına dönüşüyor.
Ve o dizeler…
“Her dilde güzelsin Mila, anlamlısın
Bu anlamsız, bu boş, bu kayıp dünyaya rağmen…”
Bu satırlar, dünyanın karmaşasında bir anlam arayışını ve yine de umudu kaybetmemeyi hatırlatıyor. Papatyaların yeniden açması, güzelliğin ve barışın tekrar yeşermesi için bir çağrı gibi. İçindeki kırılgan ama direngen sesi duymamak imkânsız.
Özlem Özge Karamık, insanın içini titreten bir sadelikle yazıyor. Kendi içinde kaybolmadan, duygularını karmaşıklaştırmadan, yalın ama derinlikli bir şiir dili kuruyor.
Mila, belki de hepimizin içinde saklı kalmış bir güzellik, bir barış isteği, bir sevgi çığlığı. Karamık, bu kitabıyla sadece şiir yazmamış; sözcüklerle bir dünya kurmuş. Ve bu dünyada, her şeye rağmen güzellik var, umut var, barış var. İşte tam da bu yüzden Mila, okunup geçilecek değil, hissedilip yaşanacak bir kitap…