Bu kadar derinliği olan bir kitabın bilinmiyor ve değer görmüyor oluşu ne yazık ki artık şaşırtmıyor. Sen gel psikolojik anlamda yoğun bir eserin yanına ütopik bir çerçeveyle bunu harmanla ama toplum seni okumasın? Bireyseli ve toplumsalın bir arada oluşu beni memnun etti. Çünkü bir kitap tarafımca dönemi ve toplumu da yansıtmalıdır ve biz o döneme dair bakış açısını anlayabilelim. Peyami Safa, bunu çok güzel dile getirmiş. Aynı zamanda monologlar kitabı daha değerli hâle getirmiş. Öncelikle kadına dair bakış açısının değişmediği göze çarpmaktadır. Hatta bunun üzerine karakterlerden Meral kendi içinde konuşmasında yer vermiş. Namusu yalnızca kadında aramak gibi... Doğu-Batı çatışması birçok yerde gözüküyor. Feriha, Batı'yı temsil ederken ona karşı olanlar Doğu'yu, Mefharet Doğu'yu temsil ederken kızı Selmin Batı'yı... karakterler açısından bu ikilem mevcut ve bunun bir çatışma doğurduğu da görünüyor. Bir başka noktadan bakacaksak Samim her ne kadar entelektüel olsa da karşı çıktığı değerleri kendi de uyguluyor. Kendi içerisinde Meral'e karşı bazı tavırları kendisinin de Meral'in annesiyle birlikteliği mevzusu çelişme açısından doğru bir örnek. Bu noktada Meral'in Samim'in kızı olması ya da olmaması da belirgin bir unsur değil. Samim'in herkesin fikirlerine etki etmiş biri olduğu gerçek, zaman zaman beni de düşündürdü. Romanın ilk bölümünde Selmin-Mefharet çatışması ikinci bölümde bunu Samim-Meral çatışmasına dönüşüyor. Çatışma nedenleri benzer aslında. Bu bakımdan hep "şüphe" kavramı ön planda. Dolayısıyla bu kavramın varlığı yalnızlığa itiyor. Romanda zaten her karakterin belirli dönemlerde yalnızlığa mahkum olduğunu görüyoruz ve devam ettiğini de. Kalabalık bir yalnızlık aslında ön planda olan. Çünkü insan sosyal bir varlık, istese de istemese de bir insanın varlığına muhtaç. Simeranya ülkesinde olsaydık belki de problemlerimizin bir çoğu yok olabilirdi. İyi okumalar.