·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Şubat 2025 00:51 Kitap şapka meselesi ile beraber o zamanın insanının Ankara hükümetine bakışını, hükümetin halka olan tahakkümünü bariz bir şekilde gösteriyor.
Ankara hükümeti'nin keyfi getirdikleri hükümler halka icbâr ediliyor.
Kıyafeti benzetmek ile zihinleri değiştireceklerini sanan bedbahtlar mukallitlikten öteye geçemiyor.
Mustafa Sabri Efendi benzemek ile benzemeye çalışmanın arasına ince bir çizgi çekiyor. Yakıştığını iddia ederek Frenk şapkası giyen ile Frenk gözükmeye çalışarak şapka giyen kimsenin aynı kefede olalmayacağnı iddia ediyor. Müslüman olmayanlara benzemeyi arzu ederek (teşebbüh) giyilen şapkada kalbin mühim bir hissesi vardır ki işin kalbe tealluk eden bu ciheti insanı dinden çıkarır. Bu kimsenin Müslüman olarak tanınmamaya özenmesi İslamiyet'in izzet-i nefsine dokunur. Dini İslam ise başka noktalarda semâhatkâr olmakla beraber izzet-i nefs hususunda gayet hassastır gayet kıskançtır. Hakarete hiç tahammül edemez derhal kat-ı rabıta eder. Şimdiye kadar kendisine ait olarak kabul edilen kıyafeti gayri medeni addederek gayr-i müslim kıyafetini taklit ve tercihini hakaret sayar. Hakarete katlanmak ise sağlamlık değil arsızlık ve müptezelliktir.
Ankara hükümetinin ise bu mevzudaki görüşü gayet açıktır. Mustafa Kemal Paşa'nın" Kiyafetimiz tepeden tırnağa kadar Medeni olacak" diye bas bas bağırmasının manası teşebbüh değil de nedir?
Son söz olarak "Bu mevzuda açik ayet ve hadis yoktur. Kimse şapka giymedi diye dinden çıkmaz" diyenlere mukabil; acaba ayet ve hadis olsaydı Ankara hükümeti bunu tatbik eder miydi ?