·127 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Şubat 2025 00:00 Kitap, yazarın bir arkadaşının yazara kızının olduğunu ve onu feminist yetiştirmek için ne yapması gerektiğiyle ilgili bir mektup yazması üzerine yazarın ona yazdığı cevapların derlenmiş ve genişletilmiş bir hâlini oluşturuyor. Yazar çoğunlukla kullanılan dil, davranışlar, çocuklara alınan oyuncaklar ve kıyafet renkleriyle bile çok küçük yaştan itibaren çocukların toplumsal cinsiyet kalıpları içerisinde büyütülmesine değiniyor. Erkek çocukları için olan oyuncaklar daha üretici ve aktiften kız çocukları için olan oyuncakların pasif ve sadece bebeklerden oluşmasının bile toplumsal rollerin çok küçük yaştan itibaren dayatılmasının etkisi olduğundan bahsediyor. Ayrıca yazar Nijeryalı olduğu için aynı zamanda ırkçılık konusunda da toplumda dezavantajlı konumda olarak nitelendirilen vatandaşlardan biri. Kitabın bir kısmında insanların hem ırkçılık hem cinsiyetçilik konusunu kabullenmesinin zor olmasından bahsederken kendi çevresi için ırkçılığın kolay kabul edildiği ama cinsiyetçilik için aynısının olmadığı, ona daha çok kanıt sunulmasının istendiğinden, bu yüzden cinsiyet ayrımının onu daha çok öfkelendirdiğinden bahsediyor. Aslında insanların empati duygusundan yoksun olduğu için cinsiyet eşitsizliğini kabullenememesinin çok büyük bir örneği bence bu. Feministlerin çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor çünkü içinde yaşadığımız toplum ve roller bizi öfkelendiriyor ve feminist olmaya itiyor nasıl ki siyahiler ırkçılığın kötü bir şey olduğunu deneyimleriyle biliyorsa kadınlar da cinsiyet ayrımının kötü bir şey olduğunu biliyor.
Yazar bir bölümde arkadaşına birey olarak var olmasını, kendi hayatının da olması gerektiğini söylüyor. Çünkü çocuklar küçük yaşlarda ne görürlerse onu benimserler. Sadece ev ve aile çemberi içinde yaşayan bir anne ve çalışan bir babayla büyüdüklerinde toplum rolleri kafalarında bu şekilde şekilleniyor. Ve kadınlara çocukluklarından beri evlilik bir başarı olarak anlatılıp erkeklere aynı şekilde anlatılmayınca evlilikler dengesiz ve daha çok kadının evliliğe değer verdiği, daha çok fedakarlık yaptığı bir kuruma dönüşüyor. Bir kadına sadece iyi bir eş ya da anne olduğunda değerli olduğu aşılanıyor.
Kitabın bir kısmında feminist olmayan kadınların da olabileceğinden ve bunun feminizmin gerekliliğini azaltmayacağından aksine patriyarkanın etkisinin ne boyutta olduğunu görmeye yaracağından bahsediliyor. Bence de eğer bir kadın feminist olmadığını gururla söyleyebiliyorsa ataerkinin o kadar manipülesi altındadır ki bir kadının erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiği düşüncesinin kötü olduğu konusunda ikna edilmiştir.
Kitabın son kısmı ise yazarın yaptığı tedx konuşmasını içeriyor. Yazar insanlara feminist olduğunu söyleyince kötü tepkilerle karşılaştığını, feminizmin herkesin aklında negatif çağrışımı olduğunu söylüyor. "Feminist olmak erkeklerden, sütyenlerden, Afrika'dan nefret etmek, her şeyi kadınların yönetmesini istemek, makyaj yapmamak, tıraş olmamak, sürekli öfkeli olmak, espri anlayışı olmamak, deodorant kullanmamak demekti."
Bu konuyla ilgili olarak biraz öfkeli feminizm ve "espri anlayışı olmamak"tan bahsetmek istiyorum. İngilizcede 'killjoy feminist' diye bir tabir var. Bu ortamın tadını kaçıran, eğlenceli şeyleri yok eden feminist demek. Bunun kullanılma nedeni ise bir ortamda cinsiyetçi şakalar yapıldığında bundan rahatsız olduğunu ve bu şakaların komik olmadığını söyleyen kişinin killjoy olması yani 'eğlenceyi öldürmesi'. Genelde bu kişiler "her şeyi çok ciddiye alıyorsun, bu sadece bir şaka, espri anlayışın yok." gibi ifadelerle karşı karşıya kalırlar. Ancak kadınlara yönelik fiziksel ve cinsel taciz aslında bir şiddet piramidinin son basamağı ve ilk basamağını cinsiyetçi dil kullanmak oluşturuyor. Cinsiyetçi dil hem cinsiyetçi küfürler hem de bu tarz "şaka" adı altında söylenen ifadeleri kapsıyor. Eğer çevrenizde biri cinsiyetçi bir dil kullanıyorsa ve feministseniz bilirsiniz ki bu, piramidin diğer basamaklarına evrilebilir. Bu yüzden bu kişilere tepkilerini gösteren kişiler öfkeli feminist olarak bilinir, aslında buradaki sorun öfkenin nedenidir ama herkes kadınlardan erkeklere nazaran daha fazla kibarlık ve nezaket beklediği için kadınlar çok daha kolay "öfkeli" olarak nitelendirilir. Ve yazar ilerleyen sayfalarda hepimiz öfkeli olmayız çünkü öfke tarihte pek çok kez olumlu değişikliklere yol açmıştır diyor. Bir kadının öfkeli olması toplumun gözünde ne kadar kötü gözükse de hepimiz öfkeli olmalıyız. Yazar benim de yukarıda bahsettiğim gibi kadınların öfkesinin erkeklere göre çok daha dikkat çektiğine değiniyor. Çünkü kadınlar küçüklüklerinden itibaren sevilmeye önem verilerek büyütülürken insanların onları sevmeleri için öfkeli, saldırgan olmamaları söylenirken erkekler öfkeli ve saldırgan olduğunda 'güçlü, hakkını arıyor, kendini ezdirmiyor' diye övülüyor.
Ataerkinin en büyük mağduru kadınlar olsa da tek mağduru kadınlar değil. Erkekler de ataerkinin onlara dayattı 'güçlü erkek' kalıbının mağdurular. Yazar, "Oğlanları yetiştirme tarzımızla onlara büyük zarar veriyoruz. Onların insani yönlerini bastırıyoruz. Erkekliği çok dar bir çerçeve içinde tarif ediyoruz. Erkeklik sert, küçük bir kafes ve oğlan çocuklarımızı bu kafese kapatıyoruz." diyerek aslında ataerkinin sadece kadınlar için değil erkekler için de zorlukları olduğuna değiniyor. Toplumda erkekler güçlü olması gereken, zayıf olursa aşağılanan bir konumdalar. Bu yüzden psikolojik tedavi alma oranları erkeklerin daha düşük ve dolayısıyla intihar oranları da erkeklerde daha yüksek. Evini geçindirme baskısı altında kalanlar da çoğunlukla erkekler. Ama kadınlar kendi sorunlarından bahsedince erkekler bizim de böyle sorunlarımız var diyerek bunları adeta tartışmanın antitezi olarak sunduklarında sanki düşmanları ataerki değil de feminizmmiş gibi gözüküyor. Aslında her iki tarafın da şikayet ettiği durumun nedeni ataerki ama ataerki erkekler için daha fazla ayrıcalığa sahip, bu yüzden kendileri için kötü yönleri olsa bile erkekler avantajlı konumda olduklarından ataerki yerine feminizmi suçlamayı tercih ediyorlar.
Yazar aynı zamanda erkeklere dayatılan bu durumlardan dolayı erkeklerin bir egoları olmasından bahsediyor. Ve kızlardan erkeklerin bu kırılgan egolarına hizmet etmesi bekleniyor. Bu yüzden kızlara başarılı ol ama fazla olma yoksa erkekleri tehdit edersin deniliyor.
Kitap hakkında genel düşüncem, kolay bir dille yazıldığı, herkesin okuyabileceği ve herkesin okuyunca kendinde bir şeyleri sorgulayacağı yönünde.
Kitabın son kısmında yer alan tedx konuşmasını We Should All Be Feminists Chimamanda Ngozi Adichie tedx diye aratarak bulabilirsiniz.