·520 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Şubat 2025 23:55 19.02.2025 - 27.02.2025
Türkiye’de tamamen alışık olduğumuz, yarım kalmış bir seri daha Mühendislik Üçlemesi serisi. Ama bu kez neden dilimize birinci kitap hariç çevrilmediğini anlayabiliyorum. Kitapla alakalı çok yazabileceğim bir şey yok açıkçası. 520 sayfanın 400 kadarını sıkıla sıkıla zar zor okumuşumdur. Bazen anlatacağı konuda o kadar çok işin teknik detayına inmiş, art arda 15-20 tane mesleki jargon geçiyor ki ya elimde sürekli telefon olacak tek tek ne olduklarına bakacağım ya da okuma zevkime 0 katkı sağlayan bu mesleki terimlerden anlamadan devam edecektim. Evet belki mühendis olsaydım(aşçıyım) ya da ilgili alanlardan birisi olsaydım ilgimi çekebilirdi ama genel okuyucuya da hitap ettiğini unutmamalıydı bence yazar bu noktada. Hayatımda hiç duymadığım o kadar çok teknik terim okudum ki bir yerden sonra aşırı sıktı beni bu ve internetten ne olduklarına bakmayı kestim. Zaten baksamda fazlalığından dolayı 3 sayfa sonra ne olduğunu ya da kelimeleri unutuyordum baktığım. Anlamadan he he evet ondan diyerek okumak zorunda kaldım o kısımları. Ve bunlar kitapta az buz değil, kitabın baştan sonuna kadar sürekli çok detay mesleki terimler geçiyor.
Kitabın beğendiğim tek noktası son final 40 sayfası olmuştur. Heyecanla okudum. Onun dışında kitabı gerçekten zar zor bitirebildiğimi söylemem lazım bu noktada. Bir kitap insana okurken 256. sayfasında “Ya bıraksam mı acaba?” diye düşündürtmemeli bence. Kitabın yarısından fazlasını -özellikle o teknik bilgi seli kısımlarını- okurken kendimi devam edip bitirmeye sürekli bir ikna çabam oldu. Bence bazen yazar çok gereksiz detay, ayrıntı kasmak için kitabı fazlasıyla boşa uzatmış. Bazen bazı bölümler oldu kitabı bitirince neden okuduğumu sorguladım. Hiç yazılmasa hiç okuyucuya sunulmasa hikaye bütünlüğünü olay örgüsünü gram etkilemeyecek çok fazla gereksiz sahneler ve detay vardı bence. Bir de bu kadar detay kasan bir yazarın Ziani Vaatzes adlı yabancının bambaşka bir ülkede hiçbir dil engeliyle karşılaşmayıp dil sorunu yaşamamasına, herkesle rahat rahat iletişim kurabilmesine şaşırmamak mümkün değil. Yani tamam ticari gücü sebebiyle çoğu insan Mezentia dilini biliyordu ama bu sadece ticaretle uğraşan güçlü ailelerin vb. bilecekleri bir dil olmalıyken bizim Mezentin ne hikmetse her önüne gelenle rahat rahat iletişim kuruyordu daha önce hayatında adını bile bilmediği duymadığı bir ülkeye gidip.
Karakterlere değinecek olursak ben sadece Vadani’den Dük Valens’i ve Eremia’dan Ducas ailesini sevebildim. Miel Ducas adlı karakter favorim oldu. Dük Orsea’yı kitabın başında Prens dizisindeki prense benzettim.
Sonuç olarak çok fazla teknik detay, incik boncuğuna kadar mesleki jargonlar seviyorsanız bir şans verin ama aksi takdirde yanından bile geçmeyin çünkü kitaptaki hikaye olay örgüsü kitabın %15’i falan.