Çok severek okudum kitabı. Çünkü tam da benim sevdiğim tarzda yazmış Ali İpek
Okumayanlar için tatkaçıran olmasın diye içerikten bahsetmiyorum kitaplarla ilgili yorum yaparken. Dil ve üslup olarak çok beğendim. Kurguyu da aynı şekilde...
Eserin şiirsel bir dili vardı. Şairane üslupla, vâkur bir hatip edasıyla karşımıza çıkıyor anlatıcı. Betimlemeler gayet güzeldi. Cansız varlıklara, kişileştirme ve benzetme sanatıyla bir ruh katılmış.
Yazarın güçlü bir gözlem yeteneği var. Ses ve kelime tekrarları ile secili bir anlatım tarzı yakalanmış. Duygular çok başarılı bir şekilde işlenmiş ve okura da geçiyor yoğun olarak. Merak unsuru canlı tutuluyor son âna kadar. Yer yer ironi ve mizahın da esere eşlik etmesi çok keyifli bir okuma süreci sağlıyor.
Mekân olarak Mardin, İzmir ve Kütahya geçiyordu özellikle. Olayların birbirine bağlanışı, ters köşe olan yerler gayet başarılıydı. Yazarın karakterlerin hepsine bilhassa anneye kendini açıklama şansı vermesini de sevdim. Toplum hafızasında iz bırakan olaylara da göndermeler vardı. Dinî kıssalar ve İlhan'ın duygusallığı da tabii ki hoşuma gitti.
Necip Fazıl 'a "Çocuk sen bu sesi nerden buldun?" diyen Ahmet Haşim gibi ben de kendisine "bu sesi nereden bulduğunu" sordum tabii. Küçük yaşta Kütüphaneden kitap alıp okumaya başlamış yazarımız. İlk okuduğu kitap İki Şehrin Hikâyesi 'nin son sayfaları eksik olunca kendisi kağıtlara birkaç sayfalık son yazıp öyle vermiş kütüphaneye. Daha sonra başka okurlar da kendi sonlarını eklemiş. Böylece 30- 40 sayfalık bir ilave olmuş kitabın sonunda. Doğuştan gelen yetenek, iyi bir okur olma ile birleşince ortaya güzel şeyler çıkıyor zamanı geldiğinde. Farsça bilmesi de ayrı bir güzellik. Daim olsun başarıları yazarın.