Dikkat: SPOILER İÇERİR. Not: Sezin'im seni çok seviyorum, emeğine sağlık. Kitabı bundan bağımsız, objektif şekilde yorumluyorum.
Güzel bir kitaptı öncelikle. Ama söze şunu söyleyerek başlamak istiyorum, önceki kitaplarda da olan ufak yazım hatası/anlatım bozukluğu olarak değerlendirilebilecek ifadeler bunda da mevcuttu. Bunun sebeplerinden biri betimlemeler olabilir gibime geliyor.
Betimleme demişken açıklamış olayım, Yazar belli ki betimleme yapmayı çok seviyor ama bu kitaptaki betimlemeler beni çok yordu. Hem nitelik hem de nicelik olarak. Sıklıkla yaşadığım his "fazla" ve yer yer de "boğucu" olduklarıydı. Zihnimin otomatik bi şekilde hayal ettiği anlardan çok okuduğu aşırı detaylı şeyi canlandırma çabası vardı yani, bu da ara ara hikayeden biraz kopmama sebep oldu diyebilirim. Tasvir iyi yapılmaya çalışılmış anlıyorum, ama dikkat dağıttığı çok oldu kısacası.
Onun ruhuma bilmem ne yapan ferahlığı, bunun bilmem neyi sunması, şunun zeminden ruhuma amuda kalkarak akması gibi ifadeler olsun, mekanların detaylı anlatımları olsun.. Anladınız işte neyi kastettiğimi, bu cümleler yapay geliyor insana. Bi insanın kafasından bu şekilde geçmez düşünceler diyosun, neyse geçiyorum bu konuyu.
En etkilendiğim kısımları paylaşmak istiyorum.
1- Ece'nin kendisiyle karşılaşması: (Değinilecek çok şey olduğu için sözlerimi toparlamaya üşendim, o yüzden açıklamasını atlıyorum malesef. Sadece şunu ekliyim, diğer Ece'ye olan öfkesi, söyledikleri, tavrı hep çok haklıydı bizimkinin.)
2- Çağatay'ın çaresiz vedası: Açık ara favorim, çok çok güzel yazılmıştı, karakterlerin yaşadığı şeyleri hissettik resmen.
3- Hikayenin sonu: Hem tatmin eden, bir şeyleri açıklayan, güzelce özetleyen hem de devamı için heyecanlandırmayı başaran ideal bi sondu.
Kitabın ana karakterini Ece olarak düşünebiliriz ama asıl kahraman benim gözümde Çağatay'dır. Böyle birini yazdığını için Sezin'e kızgınım yalan yok çünkü gerçek dünyada bu çocuğun çeyreği kadar sevebilecek, emek verebilecek, cesaret edip güven verebilecek, destek olabilecek, inanılmaz jestler yapıp duran, düşünceli, mutlu edebilecek, sevdiği insana pervane olan, tüm dünyaya ve her şeye karşı gözü kör olacak kadar aşık biri yok (ve asla var olmayacak) hepimiz biliyoruz.
Ayrıca, Ece'yle empati yapmaya da çok uğraşsam da, hem yurtdışı mevzusunda hem de kaçarlarkenki mesaj mevzusunda Çağatay haklıydı. Ona rağmen alttan aldı -ki bu onun dünyanın EN kurgusal karakteri olduğu acı gerçeğini bir kez daha yüzümüze çarpıyor-. Ben de en az Ece kadar kıskanç, endişeli, sahiplenen, hassas, duygusal biri olmama rağmen söylüyorum bunu. Son olarak, gitme sensiz yaşayamam sahnesinde cringe hissinden nefes alamadım ve asla romantik hissetmedim. Henüz hiç yorumlara bakmadığım için okuyanların görüşünü bilmiyorum ama sadece Çağatay'ın, gözyaşlarını silip kafasını yasladığı an falan okeydi benim için. Onun haricinde Ece konuştukça mahvoldum, ağzından çıkan her cümle bende kaşıntı yarattı efkjhwjkdhkedwjk.
Küçük notlar olarak: Mezuniyetteki "Selen çok güzel gözüküyodu" moment NE ALAKA ABİ bu kısım beni gebertti, tamam yeni sevgilisi var önceki süreçte de şunu şunu yaptı infosu falan verilsin de o an ne giydiğinden, nasıl gözüktüğünden bize ne yani NOBODY ASKED. Bi de Ece'nin ağzından dinliyoruz hani..
Bizimkilerin polislerden kaçtıkları kısım da güzeldi. Özellikle bi an ayrı düşüp sonra bileklik sinyaliyle komut alıp el ele koştukları an.. >>>
Sonuç olarak bence önceki kitaplar daha sürükleyiciydi, bunda sıkıldığım, gereksiz bulduğum kısımlar oldu ama konu olarak yine gayet hoş, keyifli bir şey okuduk. Devamını hevesle bekliyorum. Umarım ilk kitaptan beri süregelen bazı ifadelerin overused olması problemi sonraki eserlerde görülmez.
OTUZ YEDİ İNCELEMESİ: https://1000kitap.com/gonderi/125884742?oku=1
ON DÜN ÖNCEKİ KIZ: https://1000kitap.com/gonderi/227471043?oku=1