·240 syf.····Okunma: 02 Mart 2025 17:59 #Okudum
#KitapYorum
#UzuvlarınDili
#DylinHardcastle
#Roman
#234Sayfa
#bookblogerileokuyoruz
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Amorf Kitap tarafından yayınlanan, çevirisini Emre Utaş'ın yaptığı, Dylin Hardcastle'e ait "UZUVLARIN DİLİ" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım.
Son yaprağı çevirene kadar bir şeylerin halâ devam etmesini ister gibi, eksik kalmak gibi, ruha dolmayan duyguların ıslaklığı gibi, terlemiş yorulmuş bir kalp gibi, buruşmuş, kırışmış hüzünlerin saç kırıklarında her hücrenin acıması, milyonlara bölünmesi gibi, hayâller yumağına karışmışta gerçeğin aynasında yüzleşmekten korkmak gibi, oyunda hilekâr hırçın, inatçı, bir çocuk gibi, kaygan bir zeminde düşmeden durmaya çalışmak gibi... Gibilerin içinde, bilmediğim bir beşinci mevsimin ortasındayım. Her şey hem çok tanıdık, hem çok yabancı. Bilinen, buna rağmen bilmezliğe evrilen gerçeklerin saklı köyündeyim. Böylesi sınırsız bir çizgide, belirsizliğe yol almanın cesaretini, korlaklığını, huzurunu, biraz pişmanlığını, umudun umutsuzluğa uzaklığını, tercihler ve seçimlerin savaşını, azmin kristal parçaları kesiğinde kanayan hislerini bir çarkı felek sersemliğinin melankolik delhizlerinde gökyüzünün maviliğine kavuşmayı bekleyen yer altı insanlarının özgürlüğe olan tutkusuna düşüyorum. Ötekileştirilen, farkından dolayı küçümsenen, aşağılanan hatta öldürülen LGBT'liler... Konu çok hassas, sivri, köşeleri keskin. Açılımı bilenler bilir.
Bildiğim, dağıldığım ve suskun kaldığım. Sadece sevginin, duygunun, samimiyet ve bağlılığın hikâyesi tüm yazılanlar. Asla cinsi münasebetlerin ön yüzü değil anlatılanlar. Dylin Hardcastle muazzam bir kalem. Şeffaf bir açıklıkla alınan kararlarda şekillenen hayatları sade, akılda kalıcı ve gizemsiz aktarıyor okura. Bize neşeyi, birlik olma, dostça kalma, sadakati, korkunun cesarete bir zar gibi geçişini de zengin metaforlar eşliğinde dile getiriyor. Etkisinden uzunca bir süre çıkamam sanırım.
Gerçek aşkın ve acının, aktivizmin destansı öyküsü "UZUVLARIN DİLİ." Hardcastle; üslubuyla orijinal bir eser sunaken, 1980'lerdeki AIDS salgını sırasında küçük kasabalardan, hastanelere, üniversitelere, sokaklardan evlere taşarken "BİRİNCİ UZUV" ve "İKİNCİ UZUV" diye isimlendirdiği iki hayatın tüm inişli çıkışlı hallerinde neşe ve kederle, kayıp ve arzuyla yol alıyor. 1980 yazında cinsel yönelimleri ayrı, biri kocasından ayrılan Suzanne, diğeri hem cinsi Caragh'a aşık Luciy. Her ikisi de arzuları ve seçimleri arasında sıkışıyor. Biri kırgın bir evlilikten, diğeri trajik bir ilişkiden sonra, kendilerini bulmak için çıktıkları yolda evliliğe, dostluğa, arkadaşlığa, aşka, anneliğe, yasa, travmalara, bağlara dair deneyimler yaşarken, otuz yıl sonra bir yayınevinde kaderleri kesişiyor. Paralel ve bir yandan da bu uzak hikâye onları bölünmüş bir hayatın eşiğinde buluşturuyor. Lirik ve destansı bu eser eminim hepimizin vicdanını, aklını, hislerini, belki de gizli, gizemli hallerimizi ortaya çıkaracak.
Sanatın, dostluğun, görünmez bağların, aşkın, kırık kalplerin büyülü dünyasında gezineceğiniz bu kitap çok özel. Okyanus ötesinden, ufuk çizgisine bir şiir anlatısı bu roman. Avustralya ve İngiltere arası gidiş gelişlerde pastoral izlenimler okura can suyu olmuş. Belki bir zaferin öyküsü. Mutlaka deneyimlemelisiniz.
Yas bedene kesikler atılması; kanın neşenin ve tuzun ve acının ve kelimelerin ve anıların ve asla yaşanmamış anıların bu kesiklerden sızması. Yas çözülmek demek. (s. 202)
Artık ADIS'in vücut sıvısı ile geçtiğini, haz peşinde koşarken yayıldığını biliyoruz. Artık, neşemize ket vurduğunu ve bizi öldürdüğünü biliyoruz. "Gay hastalığı" diyor gazeteler, radyolar televizyonlar. (s.149)
Hatırlamak, parçalarına ayrılmış bedeni birleştirmektir, lime lime edilirken unuttuğun bir gerçeği hatırlamaktır. Hikâye anlatmak parçalarını yeniden bulmaktır. (s. 132)