Gogol'un kalemi ile aslında lisedeyken Ölü Canlar kitabı ile tanışmıştım. Ama Ölü Canlar'ı o dönemlerde okumak benim için pek doğru bir zaman değildi. Dostoyevski "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık." gibi bir cümle kurmuşken Gogol'u yeniden okumamak olmazdı elbette. Yıllar sonra bu defa Bir Delinin Güncesi ile Gogol okumaya yeniden başladım. Bu kitap kitaba adını veren Bir Delinin Güncesi ve Fayton olmak üzere iki kısa hikayeden oluşuyor. İkisinin de ortak yanı toplumsal eleştiriler barındırması ve bunu komik olaylarla esprili bir dille okuyucuya aktarması. Özellikle Bir Delinin Güncesi'nde daha yoğun bir sistem eleştirisi var. Başkarakterimiz Aksenti İvanoviç Poprişçin, düşük kademe memurluk yapmakta olan birisidir. Onun tuttuğu günlüğü okuyoruz. Bu günlüklerinde onun günlük hayatında yaşadıklarını aktarırken arka planda da dönemin çarpıklıklarına değiniyor. Bir yerden sonra gerçeküstü öğeler de devreye giriyor. Ve karakterimizin hazin sonuyla hikaye sona eriyor. Fayton ise eskiden asker olan bir süre sonra meslekten uzaklaştırılan başkarakterimizin, bölgede bir generalin akşam yemeği davetindeyken onları yemeğe davet etmesini ve sonrasında yaşananları anlatıyor. Çok kısa bir hikaye.
Bir Delinin Güncesi, kısa, bir oturuşta bitirebileceğiniz kitaplardan. Zamanınız yoksa ve Rus edebiyatı okumayı seviyorsanız öneririm. Bence Gogol okumaktan hoşlanıyorsanız Mihail Bulgakov'u da sevebilirsiniz. İkisinin de tarz olarak benzer yanları mevcut. İkisi de o dönemki sistem eleştirilerini mizahi bir dille okuyucuya sunuyorlar.