·239 syf.····Okunma: 07 Mart 2025 00:08 Bu kitap, 2000’li yıllardaki medya sistemini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda gazetecilerin yaşadığı mağduriyetleri de ele alıyor. Yazarın sosyoloji bölümü mezunu olmasının etkisini her sayfada hissetmek mümkün. Bir yandan gazetecilerin haklarını savunurken, diğer yandan mesleğini layıkıyla yapmayanları sert bir şekilde eleştiriyor. Kitap boyunca en fazla eleştiri alan sektör ise yine medya sektörü oluyor.
Medya sektörünün nasıl tekelleştiğini ve bu süreçte neler yaşandığını "Satılmış Medya" kavramı üzerinden çarpıcı bir şekilde ele alan yazar, okurlara medya dünyasının iç yüzünü gözler önüne seriyor. Günümüzde pek karşılaşmasak da (iyi ki karşılaşmıyoruz), o yıllarda gazetelerin sansürsüz bir şekilde ceset fotoğrafları yayımladığını ve toplumun büyük bir kesiminin bundan olumsuz etkilendiğini vurguluyor. Açıkçası, ben 2000’li yıllarda çocuktum ve bu kadar detaylı bilmiyordum, ancak yazar düşüncelerimi adeta aydınlattı.
Kitapta dikkat çeken bir diğer konu ise “niteliksiz bilgi” meselesi. Peki, niteliksiz bilgi derken ne kastediyorum? Günümüzde özellikle internet aracılığıyla hızla yayılan, gerekli bilgilerin gölgesinde kalan, gereksiz ve doğruluğu şüpheli bilgilere fazlasıyla maruz kalıyoruz. Yazarın da vurguladığı gibi, çığ gibi büyüyen gereksiz bilgiler yerine az ama öz, nitelikli bilgiyi tercih etmek çok daha değerli.
Özetle, bu kitap medya sektörüne dair farkındalık kazanmak isteyen herkes için önemli bir kaynak. Özellikle medya sektöründe çalışanlara ve iletişim fakültesi öğrencilerine mutlaka tavsiye ederim.