·175 syf.····Okunma: 08 Mart 2025 16:03 Jean-Luc Nancy’nin tanrı, adalet, aşk ve güzellik üzerine çocuklara vermis olduğu dört küçük konferansın bir derlemesidir. Konferanslar boyunca çocuklara bu dört kavram basite indirgenerek anlatılmış her konferansın sonunda da soru cevap kısımları eklenmiştir. Bu kavramlar açıklanırken bağlantılı kelimelerin kökeninden çıkarımlar yapılmıştır.
Tanrıyla ilgili konferanstan başlarsak insanlık tarihi boyunca tanrının göklerde bi yerlerde olduğuyla ilgili bir inanç yayılmıştır. Gökyüzü kutsaldır. Gökyüzünün sonsuz açıklığı yeryüzünün olabildiğince doluluğunun yanında insana hep rahatlatıcı gelmiştir. Cennet gökyüzünde aranmıştır. Gök tanrıya atfedilmiştir. Kuran’da yedinci gökten bahsedilir, İncil’de Yüceler Yücesinden bahsedilir ve Kızılderililerin baş tanrısı Oki en yüksekte olandır ama dinlerde bahsedilen gök üstümüzde olan değildir. Kutsal olan semadır dolayısıyla dinlerin bahsettiği Tanrı da gök de insan algısının uzağındadır. Tanrı bir kişi olarak tasvirlendiğinde ya da elimizi uzattığımızda dokunabileceğimizi düşündüğümüzde aslında tanrıyı hiç sorgulamamak gereken bir noktadan sorgularız işte o zaman ‘dünyada neden kötüleri yarattın?’ deriz ya da ‘ tanrı var mıdır?’ diye sorarız.
Adaletle ilgili olarak yasanın her zaman adil olmadığı ve bugün toplumun yanlış olduğunu düşündüğü birçok davranışın yüz yıl önce gayet doğal karşılanır olabileceği düşünülebilir. Buradan hareketle neyin adil olduğuna dair fikrimiz vardır ancak bu değişkendir. Bir çocuk arkadaşında bir kıyafet görür beğenir ona sahip olamamanın haksızlık olduğunu düşünebilir ama herkeste o kıyafetin olması adil midir? ya da sağlanabilir mi? sorularının cevaplanması gerekir. Güçlülerin adaleti sağlaması istenebilir bir zorbayı kendi adalet sağlayıcımız olarak görebiliriz peki bu sığlık mıdır adalet midir?
Aşk konusuna gelince aşık olmak seni seviyorum diyebilmektir. Ama bu seni seviyorum herhangi bir seni seviyorum değildir. Derecelendirilemez seni şu kadar seviyorum diyemezsin ya da şu kokuyu çok seviyorum demekle aynı değildir. Aşıkken bu sözü söylemeyi ve geri duymayı bekleriz. Karşımızdakine bu sözle kendimizi verip ondan da aynısını bekleriz. Bu doğal bir beklentidir. Bunu söylediğimizde ne kadar içten olursak ve ne kadar karşımızdakine dokunabilirsek o kadar gerçek aşkı yakalarız. Kişiyi sizde tutkuyu uyandıran sıfatıyla sevmeniz gerekir. Saçının ya da gözünün rengi değil asıl aşkın sebebi tutkudur. O kişi seçilmiş ve biriciktir. Papatya falındaki şu tekerleme aşkı güzel tanımlar ‘seni biraz seviyorum, çok, delicesine, hiç‘. Hepimiz delicesine sevilmeyi isteriz ama arkasından hiç gelir. Delicesine sevilmek hiç sevilmemeye o kadar yakındır. Aşkta hep yemin etmek ve sözlerini tutmak gerekir.
Hayatımızda bir çok şeye hiç üstüne düşünmeden güzel deriz. Güzel dediğimiz bu şeyler birzde bir hoşa gitme algısı uyandırır hepsinin ortak noktası budur. Yabancısı olduğun bir müzik bu duyguyu uyandırabilir ya da bir sanat eseri. Güzellik ilk andan itibaren bizi bir bütüne doğru yolculuğa çıkarır ve detaylarında takılır kalırız. Güzellikte söz konusu olan hakikattır bu hakikat sınanabilir bir hakikat değildir. Kendisinde doğru çağrıldığımız, bizden öteye giden ve arzu içinde ona doğru uzandığımız hakikattır.