Gönderi

Eira, lütfen bir saniye susar misin?
5/10
·416 syf.··
2025 19. kitabı
Gerçekten istememe rağmen bu kitabı sevemedim. İlk kitabına yorum yazmamıştım ama bu sefer yazıyorum ki gelecekteki ben, sakın unutup "Acaba ne olacak?" diye üçüncü kitabı eline almasın. Sevenlerine saygım sonsuz ama buralar pek bana göre değilmiş. Eğer bu kitabı beğendiyseniz ya da sizin için özel bir yeri varsa, hiç boşuna kendinizi üzmeyin, yorumu geçin ve kaydırmaya devam edin. Buradan sonra çok da katıldığınız şeyler okumayacaksınız. Gelelim mevzuya… İkinci kitabın, ilkine göre daha iyi yazıldığı söyleniyordu. Üstüne bir de kitabı ödünç veren arkadaşıma (Kediy, teşekkürler) ayıp olmasın diye kendimi ittire ittire bitirdim. Ve evet, kabul ediyorum, ilk kitaba kıyasla yazarın kelime haznesi genişlemiş ve karakterler bir anda oturup hayat hikayelerini anlatmıyorlar artık. Ama bunların dışında, öyle bariz bir farklılık göremedim. Kitabın iyi ve kötü yönleri üzerine uzun uzun yazılabilir ama bu 400 sayfalık külçeyi bitirmek uğruna tükettiğim enerjimin son kırıntılarıyla en büyük sıkıntıma odaklanacağım: Ana karakterimiz, Eira. Ah, Eira… Senin kafanın içinde olmak, benim ömrümden en az 10 yıl götürdü. Yolda ayağına taş takılsa, oturup taşın varoluşsal anlamını, dünyanın düzenine etkisini ve bunun onun kötü bir insan olup olmadığıyla bağlantısını sorguluyor ''iyi insan olmak" üzerine düşüncelerini okumak bezdirdi beni. Bacım, senin etrafın hırsızlar, korsanlar, işkencecilerle dolu; sevdiğin çocuk yanlışlıkla da olsa birinin ölümüne sebep olmuş. Sen hâlâ bir kenara çekilip derin(!) felsefi düşünceler içinde kayboluyorsun. Ciddiye de alamıyorum çünkü öyle derin düşünceler değil bunlar. Ve tüm bunlar, yabancı yazarlara ve onların kurdukları fantastik evrenlere öykünerek yazılmış bir dünyada geçiyor. Başka bir kültürde geçen kurguları sevmek, onların estetiğinden ilham almak anlaşılır bir şey. Ama madem her şey bu kadar ithal edilmiş, karakterin iç dünyası da ona göre kurgulansaymış keşke. Düşüncelerinin göz ardı edemeyeceğim kadar büyük bi kısmı arkaya dramatik müzik koyulup boş boş konuşulan Türk dizisi monologları gibi geldi bana. Sonuç? Ne tam anlamıyla özgün ne de etkileyici. Bir de her şeyi Eira'nın gözünden okumak var ki, ayrı bir dert. Edebiyatın "anlatma, göster" kuralını hepimiz biliyoruz. Yalan yok yazar olayları çok güzel gösteriyor, sahneler kafanda canlanıyor ama ne yazık ki hemen ardından Eira gelip tekrar anlatıyor. Marlo'nun bir şeye üzüldüğünü görüyoruz mesela, hemen sonra Eira gelip Marlo'nun kendimiz de anlayabileceğimiz düşüncelerini açıklayıp, onun üzüldüğünü anlatıyor. Ya da yeni bir yere geliyorlar, okuyucu olarak ben zaten çıkarımımı yapabilirim ama hayır Eira, sağ olsun, tek tek açıklıyor. Gizem ya da suç animelerinde karakterler attıkları her adımı mala anlatır gibi açıklar ya… İşte tam olarak öyle. Ama burada daha da sinir bozucu çünkü 3-4 yer dışında ortada çıkarılan gizem bile yok. Ve bu anlatım iki kitap 800 küsur sayfa boyunca devam ediyor. Son 100 sayfada Eira gerçekten üzücü olaylar yaşadı ama ben? Bir gram kıpırdanma bile olmadı içimde. Sadece "Şükür sonunda gerçekten üstüne takıntılı takıntılı düşünmeye değer bir şeyler yaptı" diye düşündüm. İşte böyle, sevgili gelecekteki ben, eğer üçüncü kitabı eline almayı falan düşünüyorsan, lütfen bırak. Git bir bardak çay koy, balkona çık ve hayatın tadını çıkar. Emin ol, daha az dram var.
Gümüş Yürek 2D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2024865 okunma
·
747 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Serinin devam kitabını yakın zamanda olmasa da okuyacağım. Ama Eira'nın yorucu karakterine yapılan yorumlarını çok yerinde buldum. Ek olarak da sürekli herrr şeyi açıklaması beni ayrı bi yordu.
Eira kadar yorucu çok az karakter okudum. Tam dediğin gibi, ayağı taşa takılsa yarım sayfa bundan bahsedecek. 😂
N. Ayhan
Gönderi Sahibi
BENCE DE. Yorumları okuyunca kendimden şüphe ettim birde acaba ben mi sabırsızım diye ama yok, gerçekten uzattıkça uzatıyor lafı