" İN͟S͟A͟N͟İ D͟U͟Y͟A͟R͟L͟I͟L͟I͟ĞI͟N͟ G͟ÖR͟K͟E͟M͟L͟İ D͟İR͟E͟N͟İŞİ "
sanırım yabancıyız!
𝐁𝐮𝐲𝐮𝐤𝐛𝐚𝐛𝐚 𝐝𝐞𝐝𝐢 𝐤𝐢 𝐚𝐧𝐥𝐚𝐦𝐚𝐤 𝐠𝐞𝐫𝐞𝐤𝐢𝐫𝐦𝐢𝐬.
𝐀𝐦𝐚 𝐛𝐢𝐫𝐜𝐨𝐤 𝐢𝐧𝐬𝐚𝐧 𝐚𝐧𝐥𝐚𝐦𝐚𝐤 𝐢𝐬𝐭𝐞𝐦𝐞𝐳𝐦𝐢𝐬
𝐜𝐮𝐧𝐤𝐮 𝐚𝐧𝐥𝐚𝐦𝐚𝐤 𝐦𝐚𝐬𝐫𝐚𝐟𝐥𝛊 𝐢𝐬𝐦𝐢𝐬..
Kitap beni ağlattı.
Gerçekten bir yüreği olduğuna inandığım ve hissedilerek okunması gerektiğini düşündüğüm bir eser. Küçük Ağaç'ın hayatını kabaca iki şekilde değerlendirdim: Küçük yaşında kaybettikleri yönünden baktığımda gerçekten çok zorlu bir yaşama sahip çünkü herkesin ölümüne teker teker şahit oldu. Hem de onlara en ihtiyacı olduğu anda elinden kayıp gitmişlerdi... Fakat büyükannesi ve büyükbabasıyla yaşadığı sürece hayatına kattığı şeyler, gördüğü sevgi ve doğa ile bütünleşmesi yönünden bakarsak işte bu kısım yaşamının en iyi olan tarafıydı. Hem ne demişler her zorlukla beraber bir kolaylık vardır öyle değil mi?
Yaşama bir çocuğun gözleriyle bakmak nasıldır düşündünüz mü hiç? Dünyada olup bitenleri onun duygularıyla algıladığı biçimde
yorumlamak.. Doğayla ve yaşamla kurulan ilişkide onun düşlerinden yola çıkmak.. Örneğin; ormanda dolaşırken rüzgarla söyleşmek, dağın homurdanışını ya da toprağın iniltisini duymak, mor menekşenin iç çekişini duyup hüzünlenmek.. Derelerin, pınarların şarkısına eşlik etmek, bir köpeğin ıslak gözlerindeki anlamı düşünmek...
İnsan, doğanın bir parçasıdır. Geliştirdiği teknoloji sonucunda doğadan uzaklaşmıştır. Oysa yaşamın henüz başındaki çocuk, doğaya hala çok yakındır. Duygu ve düşünceleri, istek ve gereksinimleri doğrultusunda doğaldır ve yalındır. Yaşamak için beslenmeye gereksinimi vardır, bir de güven ve sevgiye. Gereksinimi olan besin kaynakları ve sevgi doğada fazlasıyla vardır..
Küçük Ağaç, bir Çeroki Kızılderilisidir. Öksüz ve yetim kalan 5 yaşındaki bu çocuk her türlü yapaylıktan uzak, her şeyin güzel yanını görmeyi öğreten bir büyükbaba ve büyükannenin şefkatli himayesi altında Toprak Ana'nın göğsünde yeni bir yaşama başlar, bir anlamda eğitimi de başlar. Beyaz Adam'ın yayılmacı emelleri sonucu acımasızca yok edilen bir ırka ithaf edilen bu kitap, kendini dünyanın efendisi sanan Beyaz Adam'a bir cevaptır.
Küçük Ağaç'ın Eğitimi; insana kendisiyle, çevresiyle ve bütün evrenle dost ve barışık olmayı öğreten bir hayat hikâyesidir. İlişkilerin yüzeyselleştiği, algılamanın mekanikleştiği, kalabalıkların bunalttığı, niceliğin egemen olduğu dünyamızda; unuttuğumuz birçok insanî duyguyu tüm sıcaklığıyla bizlere tattırıyor.
Büyükbaba torununa bir şeyi anlatacağı zamanı iyi bilir ; Küçük Ağaç'ın eğitim sürecinde her şeyi bizzat yaşayarak öğrenmesine, kendi kararlarının sonuçlarını görerek bilinçlenmesine izin verir. Emir vermez ama öğrettiği zaman da unutulmayacak bir biçimde öğretir. Büyükbaba kesin bilmediği konularda ise "kendisine öyle geldiğini" söyleyerek karşılık verir. Aynı zamanda büyükbaba çocuğa "ölüm olmaksızın yaşamın da olamayacağını" ve "gereksindiğinden fazlasını almaması" koşuluyla doğanın onu her zaman besleyeceğini öğretir.
Büyükanne ile büyükbaba, Küçük Ağaç' a geçmişini öğretmeyi de ihmal etmezler. Geçmişi bilmezsen bir geleceğin de olmaz çünkü..
Kızılderililerin "modern" aletlere ve kolaylıklara ilişkin yargıları hayli ilgi çekicidir. Örneğin, sözlüğe karşı büyükbabanın alerjisi vardır. Çünkü az ve öz sözle derdini yalın, dolaysız biçimde anlatmayı yaşam biçimi haline getiren yaşlı kızılderili için sözlük; yaşamı zorlaştıran, aynı şeyin anlamının rengini değiştirebilen yarım düzine daha sözcük uydurmaktır sadece.
Küçük Ağaç yaşadığı sürece her zaman 'eve' yani hiçbir zaman yalnızlık hissetmeyeceği, kendisini bağrına basan doğaya dönecektir. O, doğanın çocuğudur artık. Tıpkı Büyükanne'nin mırıldandığı ezgide dile getirdiği gibi:
'Küçük Ağaç yüreklidir.
Ve onun gücü, inceliğindedir
Ve Küçük Ağaç asla yalnız kalmayacak..'