·240 syf.····Okunma: 24 Şubat 2025 22:33 Yaklaşık 1 ay önce büyük bir iştahla okumaya başlayıp bitirdiğim şaheserle herkese merhaba şaheser diyorum çünkü psikoloji kitapları okumayı çok seviyorum, özellikle de nevrotik hastalıklara karşı özel bir ilgim var. Özellikle histeri (Tabii artık histeri rahatsızlığı tıp literatüründe tek bir hastalık olarak sınıflandırılmadığından belirtilerine göre farklı bozukluklar altında ele alındığını belirtmekte fayda var. Ben yine de histeri kelimesini kullanmayı tercih ediyorum.) en ilgimi çeken rahatsızlıklar arasındaydı. Histerinin Ana Semptomları, Pierre Janet'ın psikolji öğrencilerine verdiği bir seminerden alınarak kitaplaştırılmış, dolayısıyla da klinik bir dilde yazılmış. Yani direkt konuya giriş yapsın ve beni bilgiye boğsun diyorsanız tam size göre Peki histeri nedir? Özetlemek gerekirse histeri, özellikle kadınlarla ilişkilendirilmiş ve duygusal taşkınlık, kontrolsüz tepkiler veya bedensel belirtilerle kendini gösteren bir durum olarak tanımlanmıştır. Ancak histeri bu yetersiz açıklama ile kafamızda yüzeysel bir profil bile oluşturmuyor bence ve bu nedenle hakkında konuşmayı çok sevdiğim ve chatgpt ile sohbet etmekten biraz sıkıldığım için notlarımdan faydalanarak dilim döndüğünce açıklamaya çalışacağım fakat biraz uzun bir yazı olabilir...
Histeri, her şeyden önce en mühim semptomu nöbetler olan konvülsif bir rahatsızlık ve bir sinir hastalığıdır. Somnambulizm yani uyku nöbetleri sırasında hezeyanlara dalmak her türden nöropatik rahatsızlıkta görülmez. Müstesna bir nevrozun -histerinin- mühim bir noktasını oluşturur.
Somnambulizmlerin en temel karakteristik özelliklerinden biri kendilerini sınırsızca tekrar etmeleridir. Tüm atakların, aynı hareketleri, ifadeleri ve sözleri tekrar ederek tıpatıp aynı olması ile birlikte, belirli bir atak sürecinde de bir süre devam ettiği zaman aynı sahne tam olarak aynı şekilde beş ya da on kez tekrarlanabilir. Başkalarının, kendilerinin ya da bir roman karakterinin yaşadığı olayı canlandırabilirler. Bu hezeyanlar oldukça karakteristiktir. (Örneğin annesi ölen bir kız bunun ardından intihar düşüncesini kafasına yerleştirir. Tren raylarına direkt olarak yatmaz fakat sanki o alandaymış, raylara yatmış gibi yere uzanır ve ölümünün gerçekleşmesini bekler. Onu bu duruma sokan olay sırasında duygularını yeterince ifade edememesi ve binçaltının bunu açığa çıkarması isteği de olabilir fakat unutulmamalıdır ki hasta bu sırada travmadan gelen herhangi bir duyguyu hissetmez.)
Kimi hastalar ne konuşur ne de hareket eder. Yalnızca ifadeli bir tavırla sabit kalırlar. Bu monoideik somnambulizm biçimine “katalepsi” denir.
Somnambulizm sırasında, uyanıklık halinde olmayan yeni özellikler ortaya çıkabilir. Mesela yazmayı bilmediğini düşünen birinin yazması gibi. Somnambulizm sırasında unuttuğunu sandığı şeyleri hatırlarlar kısaca.
Bu sırada hafıza çok kuvvetlidir. Hasta önceki atağında yarım kalan bir eyleme sonraki atağında devam edebilir.
Bu nöbetler uyanıkken rüya görmeye benzer. Düşlerinden başka hiçbir şeyi görmez, duymazlar. Ancak onun düşüne eşlik ederek varlığınızı ona fark ettirebilirsiniz.
Hastalar somnambulizm sırasında histeriye sebep olan travmalarını ve travmaya bağlı duygularını hatırlamazlar.
Monoideik somnambulizm ve histerik füj arasında paralellikler mevcuttur. Histerik füjde hasta, kim olduğunu unutarak gezintiye çıkabilir fakat ortak nokta her iki durumda da hastanın bir düşünceye saplanmasıdır. Histerik füjde hasta, bilincini tekrar kazandığında neden ve nerede olduğunu hatırlamaz, hafızasında boşluk oluşur. İpucu soruları, hafızalarını kazanmalarında yardımcı rol oynayabilir.
Kendilerine sahte isimler takarak kurmaca kişilikler oluşturabilirler.
Histerik füj sonrasında hasta somnambulizme girerek füj sırasında yaşadıklarını canlandırabilir. Buna “histerik somnambulizm” diyebiliriz.
Füj sırasında tek bir düşünceye saplanılmaz. Somnambulizmde olduğu gibi bir düşü canlandırmazlar. Herkes gibi davranırlar fakat başka bir kimlikle.
İkisi arasındaki en temel fark; füj aylar sürebilirken somnambulizmler saatlerce sürer.
Monoideik somnambulizmin tam zıttı olan poliideik somnambulizmde tekli düşünceden çoklu düşünceye geçilir.
Monoideik somnambulizm sonrası hasta travmatik anılarını canlandırmayı sonlandırarak yeri süpürmeye, bulaşık yıkamaya vs. başlayabilir yani algısı tek yönlü değildir ve buna poliideik somnambulizm denir.
Bir çağrışımdan uyanan düşünce bir sahneye dönüşür ve bunu 3-4 sahne takip edebilir.
Poliideik somnambulizmlerde füjlerde çözülme çok ciddi duygu/ duygulardan doğar.
Histeride çift kişilik söz konusu olabilir. Bazen ikinci karakter ilkine göre daha baskındır ve hasta 2. kişiliğinde çok daha uzun süre kalabilir. Pierre Janet buna “hükmedici somnambulizm” der.
Uyku nöbetleri kimi zaman yalnızca paralitik fenomenlerdir; kişi hareket edemez fakat gayet iyi bir şekilde duyar ve anlar; zihinsel bir bozukluğu yoktur. Sadece uyku halinde gibi görünür.
Konvülsiyonda hastanın tekrar atak geçirmesi için aradan belirli bir süre geçmesi ve aynı fenomeni tekrar yaşayacak hale gelmeleri gerekmektedir. Hasta nöbetten çıktığında yalnızca nöbet öncesi hatıralarını anımsar ayrıca nöbetten sonra rahatlamış hisseder.
Hasta saatlerce tekdüze ulumalar çıkarabilir ve inleyebilir. Somnambulizmlerin, abartılı duygusal dışavurumları ve tiklerin birbirine karıştığı karma bir krizdir bu.
Hasta bazen 10-15 gün süren derin bir uykuya dalabilir. Bazıları uyku sırasında hareket edebilir fakat letarjinin (hareketsiz olması) de ortaya çıkması mümkündür. Hatta bazı hastaların ceset sanılarak defnedilmesi bile istenmiş.
Bazılarının saatler süren uyku durumu fiziksel değil zihinsel bir ihtiyaç olabilir, bu kişilerin ölüm ya da uyku fikri vardır ve bu düşüncelerini bu şekilde gerçekleştirirler. Fakat bazıları uyku ile hiç alakası olmayan düşüncelere sahiptirler ve halüsinasyon görürler. Bu uyku nöbetlerinin sonlarında, somnambulizmlerde olduğu gibi aynı şekilde kayıtsızlıkla uyanma ve bilhassa aynı unutuş vuku bulur. Bu ataklarda konvülsiyonlar yoktur. rüyasına yabancı olan hiçbir şeyi algılamaz ve ne olursa olsun hiçbir şekilde uyandırılamamasının ve derin bir uykudaymış gibi görünmesinin nedeni de budur.
Yapay yol yani deneyler ile krizler gerçekleştirilebilir hatta çift kimlik durumlarında çağrışımlarla ya da hatırlatılan duygularla hastanın 2. kimliğine geçmesi sağlanabilir. Ancak böyle bir durum epilepsi hastalarında geçerli değildir, istenildiği zaman kriz geçirmeleri saplanamaz. Deneyci kendini hastanın sonmanbulizmine ilk başta onun düşlerine eşlik ederek kabul ettirebilir ancak hastanın düşlerinin parçası haline geldiğinde artık konu farklı olsa bile onun tarafından algılanabilir olmaya başlar. Bundan sonra deneyci hastayı istediği gibi hipnoz edebilir. Histerisi azalan, iyileşmeye yaklaşan, zihinsel durumu değişen bir hasta hipnotize edilebilir olmaktan çıkar. hipnoz, öncekine benzer bir somnambulizmdir ve ondan yalnızca kendiliğinden gelişmek yerine yapay yolla elde edilmesiyle ayrılır. Yani kanımca hasta bundan sonra hipnoz edildiği şekilde atak geçirecektir bu kesinlikle bir tedavi yöntemi değildir. Hastalığın azaldıkça hipnozun zorlaşmasının sebebi de hastanın düşlerine eşlik edebileceğimiz pek fazla şey kalmamış olmasından dolayı olabilir.
Bazı durumlarda kol ve bacaklarda motor bozukluklar olabilir ve bunlar geçici değil kalıcıdır. Zihin hiç hasar görmemiş gibi görünebilir. Ataklar ve somnambulizmler gibi belirli anlarda ortaya çıkıp ara ara kaybolmak yerine, hastanın durumu ne olursa olsun uzun süreler boyunca, günler yahut aylarca sürebilirler. bu hareket sapmalarına, ajitasyonlara ya da felçlere sahip hastalar önceden bildiğimiz hastalarla aynılandır; kısa bir süre önce monoideik somnambulizmler, füjler ya da nöbetler geçirmişlerdir. Bu hastalar, bir nöbetin ardından spazm yahut felç geçirebilirler ya da tam aksine bu hareket bozuklukları yeni bir nöbette ya da somnambulizmde kaybolabilir.
Bazı hastalar belirli sürelerle bir tiki (kore) tekrarlarlar. Hasta düzgün bir şekilde konuşur; bilincinin tümüne hakimdir, hafızasının tamamını muhafaza eder, hatta zarar görmemiş uzuvlarıyla işlerini yürütebilir, lakin sağ eliyle o döngüsel hareketi yapmayı ve iki elini bir araya getirip tekrar ayırmayı sürdürür. Bu korelerin düzensiz olanları da mevcuttur ancak çok yaygın değildir. Koreler sırasında hasta anestezi altında gibidir yani tiklerini görmedikçe bunu yaptığına inanmaz fakat somnambilzmde amnezi etkindir. Fakat histerik vakada dikkat kesilmek hareketi durdurur.
Ortaya çıkan felcin beyin yahut omurgadaki bir lezyona bağlı olağan bir felç olduğunu göstermektedir, felç her zaman somnambulizmle ilgili olmak zorunda değildir.
Vücudun Herhangi bir yerinde deriyi çimdikleyerek güçlü bir ağrı ortaya Çıkardığınızda gözbebeklerinin aniden küçüldüğünü bilirsiniz. Hiçbir şey hissetmediklerini iddia eden histeriklerimizde bu gerçek baki kalır.
Genellikle, geceleri doğal uyku sırasında dokunsal anestezi kaybolur.
Bu hastalar hissetmiyormuş gibi davranırlar,
Fakat gayet iyi hissettiklerini oldukça basit hilelerle onlara ispatlayabiliriz. Dr. Bastian da -ki histeri anlayışı bizimkinden farklıdır- şöyle demiştir: "Hastaya sol parmağıyla burnunun ucuna dokunduğunu hayal edip edemediğini sorduğumda, derhal ‘Evet' diye cevaplıyor. Aynı soruyu felçli eli için sorduğumda, tereddüt edip, nihayetinde 'Hayır' diye cevaplıyor. Sol eliyle piyano çaldığını hayal edebiliyor, fakat sağ eliyle edemiyor."
Başka bir felç durumunda hasta koşabiliyor, zıplıyor, dans ediyor ama yürüyemiyordur. Bu örnekler, öğrenme vasıtasıyla gruplanan belirli bir hareketler sisteminin bilinçten aynlıp kendi varlığını sürdürdüğü sistematik felçlerin mevcudiyetini kanıtlamak için yeterlidir.
Yine sağ ya da sol gözde ya da ikisinde görme bozuklukları olabilir. Perspektif daralabilir ya da tamamen görme kaybı yaşanabilir. Yeme bozukluğu durumunda hasta histerik anoreksiyaya yakalanır. Gerçek anoreksiya hastaları açlığı hissedebilirken histeriklerde böyle bir durum yaşanmaz. Hatta yemek yemenin gereksiz olduğunu bile düşünebilirler. Histerik anoreksiya beraberinde hiperaktive bozukluğunu da getirebilir. Hasta devamlı koşmak, zıplamak, enerji harcamak ister fakat bu fazla enerjik olmaktan değil yorgunluk hissinin kaybından kaynaklanır. Yemek bozukluğundaki hissiyatsızlık bağırsakları da kapsar bu durumda dışkılamak da zorlaşır çünkü bağırsaklarda da hissizleşme vardır. Fakat bunun aksine hastalar dışķılarını tutamayabilirler de. İşitme konusunda histeri kendini kelime bloklama açısından gösterebilir. Hasta kelimeleri duyar ama ne anlama geldiğini anlayamaz. Bazen hasta hiç duymadığını da iddia edebilir ancak yere bir şey düşürür, kırarsanız refleks olarak o tarafa bakacaktır.
Hasta nefes alma ihtiyacını ancak çok geç, normal bir bireyden çok daha geç ve yan boğulmuş bir vaziyetteyken dile getirir. Bu fenomen, anoreksiya ile, yani anoreksiyadaki açlığın bilinçsizliği ile kıyaslanabilecek özel bir solunum ihtiyacı bilinçsizliğine işaret eder.
Kahkaha nöbetleri, hıçkırıklarda vardır. Hıçkırık vasıtasıyla yutulan hava karnın şişmesine sebebiyet vererek hekimleri gebelik konusunda yanıltır. Yani yalancı gebelikte yaşanır.
Eğer histeri hastalarına hipnoz sırasında nigara şelalesinde olduklarına dair bir telkin verirseniz, nigara şelalesini karşılarında gördüklerini ve çevrelerindeki şeyleri normal bir şekilde görmelerini bütünüyle silecek kadar bu manzaranın büyük bir yoğunlukta olduğunu söylerler.
Telkine ve bilinçaltı eylemlerine yatkınlık, bir zihin hastalığı belirtisidir ama her şeyden önce histeri belirtisidir. histerinin en önemli zihinsel stigmasının telkine açıklık olduğunu söyleyebiliriz.
Duygu istencini kaybederler ve yeni bir duygu oluşturamadıkları için somnambulizmlerde bir sahneye sıkışıp hep aynı abartılı duygusal sahnelerin tekrarına düşerler. Amnezide de aynı şekilde hastalıktan sonra devamlı bir dalgınlık halinde oldukları için amnezileri vardır ve bu nedenle hastalıktan önceki anılarını çok kolay hatırlayabilirler.
Şimdi ben kitabı baştan sona okuyarak tamamladığım için notlarım benim için tamamlayıcı bir destek bu nedenle okuyanların kafasında elbette soru işaretleri kalmış olabilir. Eğer buna sebebiyet verdiysem de ne mutlu bana belki aranızdan okuyanlar olur da kitap üzerine sohbetler ederiz ^^