Kitaba, Mekanik Prens kitabında karşımıza çıkan Aloysius Starkweather’ın torununun hikâyesi ile başlıyoruz, daha sonra bu adamın ne kadar önemli birisi olduğunu göreceğiz.
Daha önce iblislerle ilişkiye girmiş ve iblis çiçeği hastalığı kapmış olan Benedict Lightwood, bir solucana dönüşür ve Gabriel Lightwood tarafından katledilir. Böylece Gabriel, Enstitü’de yaşamaya başlar.
Bu kitapta, Ölümcül Oyuncaklar serisinde karşımıza çıkan ve çıkmış birçok olaya, kişiye ve eşyaya değinilmesini seviyorum. Bunlardan ikisine değineceğim.
Magnus’un, Will’e hediye ettiği iblis sensörlü Yakut kolye. Bu kolye Magnus’un Camille’e hediye ettiği fakat ayrıldıktan sonra ona geri iade edilen oldukça pahalı bir kolye. Woolsey bu kolyenin “Enstitüden daha çok para edeceğini” söylüyor.
Will daha sonra bu kolyeyi kardeşi Cecily’e veriyor. Burada kolyenin harika bir yolculuğu var. Cecily, Gabriel Lightwood ile evlenerek Herondale&Lightwood ailelerinin ilişki temelini kuruyor. (Ayrıca Lightwood’ların gelecekteki görünümleri sevgili Cecy ile şekilleniyor diyebiliriz :) Ve bu Yakut kolye senelerce Lightwood ailesi içerisinde aktarılarak en son Isabelle Lightwood’un boynunda kendisine yer buluyor. Bu aslında, Magnus’un Lightwood ailesi ile senelerce süregelen ilişkisinin de güzel bir gösterimi. En sonunda kocası bir Lightwood oldu.
İkincisi ise Zachariah Kardeş. Onu hepimiz tanıyoruz.
Tessa, Mortmain tarafından görevlendirilen Bayan Kara tarafından Enstitü’den kaçırılıyor ve Will ölmekte olan Jem tarafından, onu geri getirmek ile görevlendiriliyor.
Will’in, Jem’in öldüğünü hissettiği ve parabatai mühürünün silindiğini fark ettiği bölüm oldukça kırıcı.
Henry ve Magnus’un birlikte portal oluşturduğu kısım muhtemelen kitapta en sevdiğim kısımdır. İkisi harika bir ikili ve “çılgın bilimadamları” hissi vermelerini, fikir paylaşımlarını ve Magnus’un Henry’e samimi iltifatlarını çok keyifli buluyorum. Portalı açıktan sonraki konuşmaları da oldukça güzel. Birbirlerine iltifat etmelerini seviyorum. Yalnız burada, Wessa’nın ilişkiye girmesini hiç sevmiyorum.
Savaşta Tessa’nın Ithuriel’e dönüştüğü kısmı çok severim. Magnus’un Henry’i hayatta tutabilmesi fakat Henry’nin sakat kalması beni üzüyor. Henry’nin, kitaptaki en tatlı varlığın bunu yaşaması çok acımasızca.
Jem, savaşa Sessiz Kardeş Zachariah olarak dönüyor.
Bu noktadan sonra, Jem ve Will’in konuşmaları hakkında çok şey yazabilirim yalnız tekrar aglamak istemiyorum, zaten kitabın her yeri çizilmiş vaziyette.
Magnus, Londra’yı terk ediyor yalnız bir ara geri dönerek; Tessa ve Will’in çocukları James ile tanışıyor. Bu yine Bane Günlükleri’de okuyacağımız bir hikâye olduğundan orada değineceğim.
Ve sondaki Epilog. Yıl 2008. Tessa ve Jem Blackfriars köprüsündeki yıllık buluşmalarını gerçekleştiriyor. Will çoktan vefat etmiş, Jem; Will vefat etmeden evvel ona keman çalımış ve veda eden Sessiz Kardeş olmuş. (Magnus’un Tessa’yı teselli ettiği bir sahne var ki bu detayların her biri çok kırıcı) Will, ölmeden evvel; Jem’in öldüğünü hissettiği sahnede Welshpool’daki bir kese ağacının dibine kendi kanını akıtarak saplayarak ona veda ettiği hançerini alması görevini vermişti.
Jem, Sessiz Kardeş olmaktan kurtulmuş. Tessa ve Jem ilişkisi, daha önce başladığı yerde yeniden filizleniyor.
Epilog kısmında, hele ki duygusal bir insansanız elli saat ağlayacaksınız. Ben bu satırları yazarken bile ağlıyorum.
Cassandra’nın en etkili ve en yıkıcı kitabı. Bir aşk üçgeninin sahip olabileceği en iyi son. Yalnız düşündükçe delirecek gibi oluyorsunuz. Will’in yaşlılığı, Gideon’un ondan evvel vefat edişi, Tessa’nın tüm çocuklarının ve hatta soyunun ölümünü görmesi… herkes için çok ağır, herkes için çok zorlu bir hayat yolculuğu. Fakat Will mutlulukla öldü.
Sonunda, tekerlek dönüşünü tamamladı.