elif

@narrans
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2021 30. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2021 14:00
Edebiyat ve Medya kitabı, Gürsel Aytaç tarafından yazılmış ve 2005 yılında yayınlanmış bilimsel içerikli bir kitaptır. Kitabın adından da yola çıkılacağı üzere, kitabın içeriği, medya içerisinde yer alan edebi unsurların ve medya içerisinde edebiyatın hangi noktada olduğunun anlaşılması üzerinedir. Kitap kapağında bulunan resimde, bir ‘A’ harfinin tepesine yerleştirilmiş kamera görülmektedir. ‘A’ harfi, burada edebiyatı temsil etmektedir. Yazılı kültürün ‘A’ harfiyle temsil edilmesi, bu harfin alfabenin ilk sırasında olmasının bir sonucudur. A harfi, bir şeyin ilk adımını temsil eder, temelini, kökünü temsil eder. Alfabe ‘A’ harfi ile başlar. Barry Sanders da ‘Öküzün A’sı’ kitabında, sözellikle okuryazarlık arasındaki geçişin ‘A ‘ harfi ile başladığını belirtir. Kapakta da görüldüğü üzere, ‘A’ harfinin tepesine bir kamera yerleştirilmesi, medyanın, yazılı kültüre dayanarak varlığını sürdürmesi anlamına gelmektedir. Yazılı kültürün medyada bir ‘tripod’ görevi görmesi, aslında onun gücünü göstermektedir. Çünkü yazı, her şeydir. Bir filmin, bir dizinin, bir haberin ve medya ile ilgili daha birçok şeyin oluşumunun temelinde yazı yatmaktadır. Dolayısıyla kapak fotoğrafında, medyanın, oluşum ve gelişim sürecinde edebiyata yaslandığını söylemek mümkün. ‘Edebiyat ve Medya’ kitabı, giriş ve sonuç bölümleri hariç, 11 ana bölümden oluşmaktadır. Bu 11 ana bölüm, kendi içerisinde 10 alt başlık barındırmaktadır. Kitap içeriği, genel olarak, edebiyatın medyadaki yansımaları şeklinde özetlenebilir. Edebiyat, milletlerin kültür tarihi açısından oldukça önemli bir alandır. Yazılı kültürün edebiyatla ilişkilendirilmesi konusunun bu noktada belirtilmesi yerinde olacaktır. Yazar, giriş bölümünde de edebiyatın medya ve televizyondaki yerini ve en önemlisi de edebiyat bilimi ile iletişim bilimi ilişkisini irdeleyeceğini dile getirerek, birinci bölüme başlamaktadır. Elimizdeki kitapta, iletişim biliminin nasıl ortaya çıktığı konusuna değinilerek edebiyat ile ilgisi açıklanılmaya çalışılmıştır. Öyle ki yazarın burada verdiği bilgiler, televizyonun asıl işlevlerini de ortaya çıkan bilimden hareketle öğrenmemizi sağlamaktadır. İletişim biliminin kuram oluşturmada temel oluşturduğunu dile getiren yazar, medya teriminin de kökenine değinmektedir. Edebiyatın ve kitabın genel olarak ‘araçlar’ sözü ile ifade edilmesi, bizim için önemlidir. Çünkü edebiyat, televizyonda gücünden yararlanılan bir bilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada yer alan düşünceye göre, edebiyatın televizyon ve genel olarak iletişim bilimlerinde önemli bir noktada olduğunu söylemek mümkün. Çünkü televizyonda sunulan içerikler, öncelikle edebi bir yazma sürecinden geçmektedir. Bu süreç, edebiyatın, medyada ya da televizyonda neden yer aldığı sorusunu sormamıza engel değildir. Televizyonda, yaratıma ve o yaratımın ifade edildiği biçime oldukça önem verilir. Bunun nedeni hem televizyonun bir kitle iletişim aracı olması, hem de insana başlı başına bir dünya sunabiliyor olmasıdır. İzleyiciye sunulan dünya, edebi metinlerle hazırlanarak hayata geçirilmektedir. Yazma süreci, bir dizi filmin, bir haberin, bir belgeselin ortaya çıkmasındaki en temel süreçtir. Televizyon da sürekliliği olan bir iletişim aracı olduğu için, her kesime hitap edebilecek hızlı ve kabul edilebilir ürünler üretmek zorunda olan bir araçtır. Burada televizyon da, edebiyat gibi bir araçtır. Çünkü televizyonu izlemeyiz, televizyon içerisinde sunulan içerikleri izleriz. Edebiyatı okumayız, ‘edebiyat’ başlığı altında sunulan eserleri, ürünleri okuruz. Bu nedenle de kitap içerisinde bu iki unsurun da ‘medium’ yani ‘araç’ kelimesi ile ifade edildiğini görürüz. ‘Söz, yazı, resim (fotoğraf), kültür tarihi ve coğrafyası içinde ilginç bir gelişim-değişim süreci gösterir. Bu süreçte birinden ötekine geçişler olduğu gibi birbiri içinde birleşme, karışma da söz konusudur. Kitaptan görüntüye geçiş, görüntüsel (imgesel) olanın yeniden canlandırılmasını sağlamış, bununla birlikte de imgenin bilgi işlevini artırmıştır.’ Sözle birlikte başlayan serüvenin yazıyla devam etmesi, daha sonrasında imgelere dönüşmesi süreci çok da yavaş bir şekilde gelişmemiştir. Özellikle bizim toplumumuzda söz yazıya geç dönüşmüş, fakat görüntüye, görüntünün iletilmesine oldukça hızlı bir şekilde geçilmiştir. Bu da beraberinde daha yazıyı kanıksamadan, görüntü ve imgeler âlemini benimseyen bir toplum yaratmıştır. Yaratılan bu toplumda, yazının geri planda kalmasıyla bilgiye ulaşılmada kitaplar değil, iletişim araçlarının kullanılması (hatta bazen kullanılmaması/yanlış kullanılması) büyük bir noksanlığın kapılarını açmıştır. Bu tür bir noksanlık, toplum içerisinde hazır bilginin değerini artırmıştır. Hazır bilgilerin, medya ortamında yayılması ile birlikte de yazı, ihmal edilmiş bir oyuncak gibi kenara atılmıştır. Böylelikle görüntüye değer verilmiş ve bilgi ihtiyacı medya ortamından giderilmeye çalışılmıştır. İmgenin/görüntünün bilgi işlevini artırmasıyla birlikte, medyada sunulan içeriklerin bir kirlilik yaratması kaçınılmaz olmuştur. Özellikle televizyon içerisinde sunulan çok yönlü programlar, karmaşık diziler ve dahası da bu içeriklerin haddinden fazla çoğalması, bilgi kirliliğine örnek olarak gösterilebilir. Dolayısıyla toplum içerisinde, yazıyı kanıksamış ve bilincini yitirmemiş kişilerin de televizyonu izleme kriterlerini, sadece seçilen birkaç programa indirgemiştir. Gürsel Aytaç, kitap içerisinde konuşma ve okuma yeteneğinin köreltilmemesini, küçük yaşlarda okuma alışkanlığı kazanmış olma ve sosyal çevrede de kendini doğru ve iyi bir şekilde ifade edebilme yeteneğinin geliştirilmesi ile görsel medyanın insan zihnini yozlaştırmasını önleyeceğini dile getirmektedir. Görsel medya, insan zihnini köreltir. ‘Televizyon: Öldüren Eğlence’ kitabında Postman, televizyonun insanın düşünebilme yetisini alıp götürdüğünü söyler. Elbette bu uzun vadede gelişebilecek bir şeydir fakat televizyon izleme sürelerine veya görsel medyaya maruz kalma sürelerine göre bu süreç kısalabilmektedir. Bir kitabın, sinemaya veya diziye uyarlanması da edebiyat ve medya ilişkisine bir örnek olarak verilir. Edebi eser, yazınsal bir süreci bünyesinde taşır ve yaratımının oldukça değerli olduğu görülür. Bir sinema eseri de yazın sürecinden başlayarak değerlemeye alınır. Burada asıl olan, sinemaya uyarlanan edebiyat eserinin, ne kadarının sinemaya aktarılmış olmasıdır. Kitaplar, okuyucuya çok farklı bir dünya sunar, hayal gücünün geniş olduğu ve istenilen yöne çekilebilen anlamlar sunar. Fakat bir sinema filmi öyle değildir. En başından beri bir öznellik içerisinde geçen sinema filmini, biz sadece yönetmenin istediği bakış açılarından izleriz. Kitapta, ekrana sığmayan yerler, sığanlardan çok çok fazladır. Aynı şekilde kitabın sunduğu duygu dünyasının genişliği ile sinemanın sunduğu duygu dünyası karşılaştırılamaz. Bu noktada, kitapta da belirtildiği üzere, sinemaya uyarlanan eser, ilk yaratıldığı gibi kalmaz. Yani bir kitabın tamamının sinema üzerine işlenmesi beklenemez. Sinema, uyarlanacak eseri kısaltır, değiştirir. Kısacası kendine uyarlar ve öznel bir bakış açısı ile izleyiciye sunar. Bu nedenle de kitabı sinemaya uyarlanmış birçok yazarın bunu kabul etmediği ve kitaplarında anlatmak istediklerinin bir hayli değiştirilmesini kabul etmediklerini dile getirmişlerdir. Bunlardan biri ‘The Clockwork Orange’ kitabının yazarı Anthony Burgess, diğeri ise Ferit Edgü’dür. Televizyonda ve sinemada eğlendirme ilkesi ile birlikte ticari kaygıların ön planda olması, hem de uyarlanırken öznel bir bakış açısının benimsenmesi, bir edebi eserin çok fazla değişmesine neden olabilmektedir. Medyanın hayatımıza girmesi ile birlikte çeşitli kavramları da daha iyi anladığımızı dile getiren Aytaç, Postman ve Baudrillard’dan hareketle; ‘simülasyon’, ‘şişirilmiş (sahte) gerçeklik’, ‘gösteri çağı’, ve ‘sibermekan’, ‘sibernetik’ ve ‘sanal’ kavramlarını örnek verir. Medya, kültürü çok farklı yönde değiştirebilecek bir alandır. Burada üretilen içerikler, okumayan bir kültürü elbette fazlasıyla etkileyecektir. Televizyonlarda yer alan programlar, diziler okumayan bizleri etkileyerek, doğru olmayan şeyleri bize doğru gibi gösterebilir, kendimizi geliştirmemize fırsat vermez ve onun verdiğini de kabul etmemizi ister. Televizyon ve genel olarak medyada eğlendirme işlevinin fazlasıyla öne çıktığını belirtmiştik. Eğlenen insan, bir süre sonra sorgulamamaya başlar, verileni olduğu gibi alır ve aslında tam anlamıyla rahat alıştırılır. Düşünmenin ve sürekliliğin yerini eğlence ve parçacılık alır. Bu da televizyon programlarının ticari kaygısını azaltır. Daha doğrusu, biz, rağbet gösterdiğimiz ölçüde televizyon dizi ve programlarının ticari kaygısını azaltırız. Medya, bir meta kültür bağlamında ele alınır. Yani bir üst kültürdür. Dolayısıyla her milletin medya kültürü kendine has olarak gelişmektedir. Kültürlerarası etkileşim medya ortamında da görülür fakat her kültürün medya özelinde bir meta kültürü bulunur. Bu nedenle de her medya kültürü, kendi bağlamında ele alınmalıdır. Medya ortamında yaratılan bu kültür, genellikle malzemesini sözlü kültürden alır. Sözlü kültürden alınan malzemeler, medya ortamında tekrar bir yaratıma girerek, değişir, dönüşür ve izleyiciye dönüşmüş hali ile ulaşır. Medyada kültür büyük oranda geleneksellikten uzaklaşır ve bugünkü medya içerisinde yaşamaya başlar. Bu noktada kültürün medya kültürüne evrilmesi; öğrenme ve toplum sistemlerinin, medya sistemleri ile birleşimi olarak ele alınmaktadır. Alman araştırmacıların düşüncelerine değinmek gerekirse, medya üzerine güzellemelerden çok eleştirel düşüncelerin benimsendiği görülmektedir. Kitap zaten genel olarak bir eleştiri üzerine kurulmuştur. Medya edebiyat ilişkisini açıklarken, aynı zamanda medyanın edebiyata, dahası kültüre ve geleneğe zarar verdiğini, onları dönüştürdüğünü, kendine uyarladığını ve eğlendirme ile ticari kaygı ile yeniden yaratarak, kitleye sunması söz konusudur. Medya, kültürün özellikle de edebiyatın, edebiyat eleştirelliğinin, edebiyata dair en derin konuların yüzeyselleştirilmesi; şimdiden bile insanın düşünme yetisiyle birlikte daha birçok şeyi alıp götürmesi aslında Postman’ın ‘tehlike’ dediği ‘aracın’ kendini gerçekleştirdiğinin bir göstergesidir. Medya, günümüzde her yönüyle insan yaşamına girmektedir. Eğitici ve eğlendirici yönünün ön plana çıkmasıyla da belki de çoğu insanın çok uzun süreler kendinde kalmasını sağlayan bir araç olarak görülmektedir. Kitap içerisinde medya konusunda verilen bilgiler ve düşünceler, aslında medyanın insan yaşamına bu kadar girmesinin kötü yanlarını da görmemizi sağlamaktadır. Medya, edebiyatı dönüştürdüğü kadar, ona yaslanarak da ilerlemesini sürdürebilmektedir. Gürsel Aytaç, Türkiye’de edebiyat ve medya bilimlerinin birbiriyle ele alınmaması konusuna, kitabı ile cevap vermiş ve edebiyatın medyada yansımalarını bize göstererek, bu alanda doğru bir yöntemle ve medyanın aslında ne olduğunun anlaşılması gerektiğinin benimsenmesi ile birlikte oldukça doğru ve iyileştirici yönde çalışmalar yapılabileceğini dile getirmektedir. Bu anlamda hem edebiyat bilimcilerin hem de iletişim bilimcilerin okuması gereken, önemli bir kitap olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de bu alanda yapılan ilk çalışmalardan biri olması, kitabın daha teorik anlamda yazılmasına neden olmuştur. Dolayısıyla akademik çalışmalar için kullanılabilecek kaynakların da başında gelmektedir.
Edebiyat ve MedyaGürsel Aytaç · Hece Yayınları · 20065 okunma
·
90 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.