Açıkçası nereden başlayacağımı gerçekten bilemiyorum. Uzunca bir zamandır 1000kitap uygulamasını kullanmak istiyordum ancak bir türlü zaman bulamıyordum. Ancak Hainin Mührü benim için o kadar keyifli bir kitaptı ki ilk incelememi bu kitap hakkında yazmam gerektiğini düşündüm. Her ne kadar okumamın üzerinden zaman geçmiş olsa da kolayca unutulacak bir kitap değildi. Bu incelemeyi de tamamlamaya çalışırken de ikinci kitabı bitirmiş bulunmaktayım. Aylar sonra bu kitabın ikincisine kavuştuğum için çok mutluyum. İkinci kitabın incelemesini de en kısa zamanda yazacağım.
(KİTABI ALMAYI DÜŞÜNENLER İÇİN NOT: Birinci kitap ilk önce Perseus Yayınlarından çıktı ancak ikinci kitapla birlikte Dokuz Yayınlarından yeniden basıldı. Bu nedenle Dokuz Yayınları olan baskıyı tercih etmeniz daha iyi olacaktır. Eğer stok göremiyorsanız yayınevi kısmını kontrol edin.)
Bu kitap okuduğum günden beri başucumda duran ve altını çizdiğim yerlere sıkça dönüp baktığım bir kitap. Umarım bu sitede bir harf sınırımız yoktur. Çünkü bu kitap hakkında söylenecek o kadar şey var ki...
-LÜTFEN ÖNCELİKLE ÖNYARGILI DÜŞÜNCELERİ BİR KENARA BIRAKIN. BİLİYORUM BİRÇOK İNSAN TÜRK VE GENÇ YAZARLARA KARŞI FAZLASIYLA ÖNYARGILI. ANCAK LÜTFEN BİR ŞANS VERİN EMİNİM BU ÖNYARGILARINIZ OLMADAN ÇOKÇA KEYİF ALACAĞINIZ KİTAPLAR İLE KARŞILAŞACAKSINIZ. BU KİTABA DA ŞANS VERİRSENİZ KESİNLİKLE ÇOK KEYİFLİ BİR MACERAYA TANIK OLACAKSINIZ. BURAYA GELİP KİTABIN İNCELEMELERİNE BAKACAK KADAR MERAK ETTİYSENİZ ZATEN DİKKATİNİZİ ÇEKMİŞTİR.-
Öncelikle Hainin Mührü benim karşıma sıkça çıkan bir kitaptı. Gerek sosyal medya incelemelerine denk geliyor, gerekse başka kitaplar satın almak için girdiğim farklı sitelerde sıkça karşıma çıkıyordu. En sonunda bu kitabı da alayım ne olacak ki en fazla sevmeyebilirim diye düşündüm. Ama iyi ki bu kitaba şans vermişim. Benim için kesinlikle 2024 yılında okuduğum en iyi kitaptı. Ömürlük kitap listesi hazırlamam istense ilk sıralara koyacağım bir kitap. Kitap bittiğinde yazarın diğer kitaplarına da bakmak istedim. Ancak burada da beni şaşırtan bir şey oldu. Yazarın ilk kitabıymış. Kitabın kurgusu ve her şey o kadar iyiydi ki ben kendisinin daha fazla kitabı vardır diye düşünmüştüm. Kesinlikle muhteşem bir kaleme sahip. Övgü Deveci Safi bundan sonra ne yazarsa yazsın kesinlikle okuyacağım.
Kitap elime ulaştığında kapak tasarımını detaylıca inceledim ve hayran kaldım. Daha önce ekrandan gördüğümde de kapak çok hoş duruyordu ancak yakından bakınca daha da bir etkilendiğimi itiraf etmem gerek. Bu konuda çizimleri ve tasarımları yapan bütün ekip çok iyi çalışmış.
Kitap insanların bencillikleri ve açgözlülükleri yüzünden sular altında kalmış bir distopik evrende geçiyor. Kitabın girişinde "Son ve Başlangıç" adlı kısım o kadar iyi düşünülmüş ve dünyanın nasıl bu hale geldiğini anlatan ve Derin Deniz'in ne kadar acımasızca olabileceğini gösteren mükemmel bir kitap girişiydi. (Bu bölümün neredeyse tamamının altını çizdim.)
Bahsettiğim bölümden ufak bir alıntı:
"Hayatın tekrar doğması için önce yok olması gerekiyordu. Ama Derin Deniz'in dalgaları öyle acımasızdı ki onlardan kurtulanlar bile öfkesini bir daha unutamayacaklardı." (Bu ilk bölüm bana bir tiyatro oyununun en can alıcı tiradıymış ve perde kapanacakmış hissi uyandırıyor ancak merak etmeyin kitap bu noktada başlıyor.)
Ana karakterlerimiz Lunulata, Arm, Hodbin, Dante, Beau. Her bir bölümünün başında bu karakterlerimizin birinin veya birkaçının ismi yazıyor. Biz o bölümleri yazılan isimlerin düşündüklerini, hissettiklerini görerek okuyoruz. Kitabın en başarılı olduğu noktalardan biri de bu. Bölümler o kadar iyi dizayn edilmiş ki bir sonraki bölüme geçildiğinde yaşananlar kafa karıştırmayacak şekilde bağlanıyor ve ilerlemeye devam ediyor. Bu da kitabın bir film gibi akıcı ilerlemesine neden oluyor. Bu geçişler olay örgüsünde hiçbir boşluğa ya da altı doldurulmamış bir noktaya sebep olmuyor. Her şeyin neden olduğunu ve neler yaşandığını görebiliyoruz. Bu yöntem akıcılığı bozmamasının yanı sıra karakterlerin iç dünyalarını daha yakından görüp onları tanımamıza olanak sağlıyor. Bu da kitabın diğer çok iyi yaptığı bir şeye bizi götürüyor. Aslında her kitapta olması gereken ancak çokça göz ardı edilen bir şey: "Karakterlerin tutarlılığı ve karakterlerin gelişimi" (Ufak bir not: "Her kitapta olması gereken" gibi bir cümle başlangıcı fazlasıyla iddialı gelebilir. Burada okuduğumuz kitaplardaki "ters köşeler" tabii ki istisnadır. Ne demek istediğimi açıklayınca daha iyi anlayacaksınız diye düşünüyorum.)
Gerçekten okuduğunuz bütün karakterler tutarlı bir şekilde davranıyor. Bazı kitaplarda gördüğümüz gibi iyi bir karakter "Hadi bugün de biraz kötü olalım" diyerek uyanmış ve bu çok sıradan, herkesin yaptığı bir şeymiş gibi tam tersi davranmaya başlayarak oluşturulan bütün o imajı bir anda tam tersine çevirmiyor. Tabii ki sadece iyiden kötüye ya da kötüden iyiye de olması gerekmiyor. Bunu okuduğumuz kitaplarda ya da izlediğimiz filmlerde en sık olarak karakterlerin kitap(veya film) evreninde alt tabakadan geldiğinde bir anda bir soyluya veya bir anda olağanüstü bir savaşçıya dönüşmesinde görebilirsiniz. Ana karakterler tabii ki diğer karakterler göre biraz daha şanslı ve biraz daha güçlü olması normal ancak bunu yaparken tutarlı olabilmek ve bunun içini doldurabilmek en önemlisi. Hainin Mührü'nde bir karakter nasıl var olmuşsa kendi doğasına aykırı bir seçim yaptığında bundan pişmanlık duyabiliyor, yaptığı şeyin anlamsız geldiğini sorgulayabiliyor ya da davranışları değişecekse bambaşka bir kişiliğe bürünecekse bunun altı dolduruluyor, karakterin neden öyle davrandığını ne düşünerek bir değişim veya gelişim yaşadığını görebiliyoruz. Yaşadığı şeylerle birlikte karakterlerin iç dünyasını bu denli net yansıtabilmek, bunları yaparken de okuyucuyu yormaması gerçekten takdir edilesi bir nokta.
Distopik bir evren, tekinsiz bir dünya, düşünülmüş ince detaylar, akıcı yazım dili, tutarlı karakterler ile bunların yaşadıkları değişimleri ve tercihlerini görmek istiyorsanız, evrenin güvensizliği ve entrikalarını okumak istiyorsanız, uzun bir yolculuğu tatmak istiyorsanız Hainin Mührü okunmaya kesinlikle değecek bir kitap. Bu saydığım şeyler kitabın çok ufak bir kısmı eminim sizler de okursanız bambaşka keyifler alacak, bambaşka şeyler keşfedeceksiniz.
-BUNDAN SONRAKİ KISIMDA KİTABIN KONUSU VE DÜNYASINI DAHA DETAYLI ANLATACAĞIMDAN HER NE KADAR SPOİLER VERMEMEK İÇİN DİKKAT ETSEM DE DETAYLI BİR ANLATIM KİTABI OKUMA HEVESİNİZ KAÇIRIYORSA İNCELEMENİN DEVAMINI OKUMAYINIZ.-
İnsanların mahvettiği ve Derin Deniz tarafından yutulan İlk Dünya'dan kurtulmayı başaran az sayıda insanlardan dağlara sığınanlar Kaya Şehirlerini ve dünyanın geri kalanından daha şanslı olan ve Derin Deniz'in yutmadığı bir adada ise insanlar Ark Ulusunu kurmuşlar. Bereketli topraklarda yaşayan Ark Ulusu tabii ki insanın doğasına işlemiş olan bencillik ve açgözlülük ile Kaya Şehirleri üzerinde hakimiyet kurmuşlar. "İnsan soyları" hatalarından hiçbir şekilde ders çıkarmamışlar, Derin Deniz'in öfkesini tatmış olsalar bile... Ne de olsa güçlü olanın yaptığı her eylem kendi güçlerine zarar vermiyorsa açgözlüce veya bencilce olarak görülmeyecektir. Adil olmayan bir dünyada güç, her zaman bir meşruiyet aracıdır. Ark Ulusu, Kaya Şehirlerine erzak sağlarken bunun karşılığında sağlıklı çocukları ailelerinden koparıp yıllarca eğiterek Ark Ulusunu "Gezginler" adını verdikleri korsanlardan korumak için onları donanmalarının askeri haline getiriyorlar. Çocuklara karşılık erzaklar. Güçlü olan ve verimli topraklara sahip Ark Ulusu için gayet adil bir anlaşma... Geriye kalan sağlıklı ve yeterince güçlü olmayan çocuklar ise "Çürük" olarak "damgalanıp" Kaya Şehirlerinin acımasız topraklarında kaderlerine terk ediliyorlar. (Damgalanmak kelimesini özellikle vurguluyorum. Mecazi anlamda değil, gerçekten damgalanıyorlar.)
Bu noktada hikayemiz çürük kaderine razı olmak istemeyen inatçı, kurnaz, yalancı ve her saniye kafasında 40 tilki dolaşan Lunulata ve kardeşi Arm ile başlıyor. Lunulata'nın isminin ve kitapta betimlenen dış görünüşünün tatlı ve şirin bir kız gibi durduğuna bakmayın. İsmini denizlerin en zehirli ahtapotundan almış birisi. Onun zehri zekası.
Dante, yaşadıkları ve aldığı eğitimden sonra öfkesi kalbinin her zerresine işlemiş bir asker. (Kendisi benim favori karakterim.)
Beau, başkasının suçunu üstlenmiş bir mahkum. Bir kürek mahkumuna göre sinir bozucu derecede neşeli. Derin Deniz'in ortasında Beau ile aynı yerde ceza çeken bir mahkum olsaydım kesinlikle bu neşesine katlanamazdım.
Hodbin, Gezgin Şehirde küçümsenen ancak şehrin en hırslı oyunbazı. Zekası ve bilgisiyle İkinci Dünya'da basit biri olmayı asla kabul etmeyen birisi.
Karakterleri böyle üstün körü anlatmak durumunda kalıyorum çünkü karakterlerle ilgili bazı detaylar spoiler olabilir.
Bu 5 karakterimizin yolları kesiştiğinde artık kaderlerini geride bırakıp bir yolculuğa çıkmak zorunda kalıyorlar. Ancak varmak istedikleri limanın gerçekliği hakkında bile şüpheleri var ve Derin Deniz'in bambaşka bir yerinde neler olabileceğini hiçbir şekilde bilmiyorlar. Karakterlerimizin yolunun kesiştiğini söylüyorum ancak 5 karakter birbirlerini tanımıyor, hiçbir şekilde güvenmiyorlar. Derin Deniz'in herhangi bir köşesinde birilerine güvenmek en büyük zayıflık olacaktır zaten. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan beş karakter için bile alınması büyük bir risk. Kaderlerini ve Derin Deniz'i yenmeleri mümkün olacak mı bilmiyoruz ve bu bilinmezlikle uzun ve hiç heyecanı tükenmeyen bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu büyük bir yolculuğun hikayesi. Ya günün sonunda Derin Deniz'in öfkesi onları da hiç var olmamışlar gibi yeryüzünden silecek ya da kurtuluş olarak gördükleri adeta bir cennet olan limana ulaşacaklar.
Bu yolculukta olmak benim için büyük bir mutluluktu. İkinci kitabı da bitirdim bu incelemeyi paylaştıktan sonra onun da incelemesini yazacağım. 3.kitabı da Övgü Deveci Safi'nin yazacağı diğer kitapları da sabırsızlıkla bekliyor olacağım.
Hainin MührüÖvgü Deveci SafiÖvgü Deveci Safi
Bu denli özenli işlenmiş satırları dikkatle okumamak saygısızlık olurdu. İyi ki bu macera ile yolum kesişmiş de iyi ki tanışabilmişiz. 🥺 Umarım yazma hevesini ve heyecanını hiçbir zaman kaybetmezsin. 🥲