Ufuk açıcı ve çok kaliteli bir çalışma...
Bilgimizin az ve kavrayışımızın sisli, bulanık olduğu bir dönemle ilgi; Kürt mirliklerinin lağvedilmesi (1840'lar) ile I. Dünya Savaşı arasındaki dönemde Kürtlerin siyasî ve toplumsal örgütlenmesi hakkında doyurucu bir araştırma. Bu bakımdan ciddi bir eksikliği de gideriyor.
Ve de objektif... Bir Kürt ve Kürdistan güzellemesi değil. Bunu "Bitlis'teki Ermeni varlığının Kürt varlığından daha eski olduğunu" ve "Kürt mirliklerinin hiçbir zaman tam bağımsız olmadıklarını" cesurca tespit etmesinden anlıyoruz.
Yazar tüm Ermeni-Kürt coğrafyasını değil; Kürt yaşam tarzı ve kültürünün adeta bir "minyatürü" olduğu için "Kürdistan'ın kalbgahı" olarak tanımladığı Bitlis vilayetini (eyaletini) yatırıyor masaya. Yazar Kürt mirliklerinin tamamen tasfiye edildiği 1840'larda bölgede inisiyatifin Hindistan'dan döndükten sonra yetiştirdiği halifeler ile Kürt coğrafyasına damgasını vuran Mevlana Halid ve onun dinî öğretisi olan Nakşibendi/Halidîliği benimsemiş şeyhlere geçtiğini tespit ediyor. İçerisinde Bitlis, Muş, Siirt sancaklarını (bugünkü Batman ve Diyarbakır'ın da bir kısmını) barındıran Bitlis vilayetinin idarî dönüşümü de anlaşılır bir dille anlatılmış.
Sıkıcı olmaması bakımından kitabın konusunu ve seyrini başlıklar halinde özetlemek isterim:
* 1514 Çaldıran Savaşı sonrasında Yavuz ve Kanuni'nin Kürtlere bir teşekkür mahiyetinde de facto bağımsız Kürt mirlikleri kurulmasına izin vermesi.
* Şerefhan ailesinin yönettiği Bitlis Mirliği
* I. Mahmut'un merkezileşme isteği doğrultusunda 1800'lerin ilk yarısında Kürt mirliklerinin tasfiye edilmeye başlaması (Bu isteğin arkasında Kürt coğrafyasında 3 asırlık maddî birikime el koyma ve Kürtleri insan kaynağı/askerî anlamda imparatorluğa dahil etme refleksinin yattığını iddia ediyor yazar).
* Nihayet mirlikleri yok etmeyi başardığı için "Kürdistan Fatihi" olarak anılan Padişah Abdülmecid'in kurdurduğu Kürdistan eyaleti (Bitlisin mirlik merkezinden önemsiz bir kaza statüsüne indirilmesi ve sonra tekrar eyalet yapılması)
* Mirliklerin tasfiyesi ile bölgede gücün Osmanlı valilerine değil; Halidî şeyhlere geçmesi ve yeniden aşiretleşme süreci
* Gayda (Arvasî-Hizan), Norşin tekkelerinin gücü
* 1800'lerin ortalarında bölgeye gelen ve okullar açan Hristiyan misyonerlerin Ermeni ulusal bilincinin oluşmasındaki rolü
* Tanzimat yönetiminin etki edemediği bölgede Ermeni ve Hristiyanlara yönelik pogromlar
* Abdülhamid istibdatına karşı coşkuyla karşılanan Jön Türk (İttihat ve Terakki) yönetiminin Abdülhamidden daha beter olduğunun anlaşılmasıyla yaşanan hayalkırıklığı
* Said-i Kurdî'nin Osmanlıcı ve İslamcı olup hiçbir Kürt ulusal hareketine katılmaması, hatta Kürt ayaklanmalarında hep devletten yana tavır geliştirmesi
* Kürt aşiret reisleri ve şeyhlerine bağlı olan eşkıya çete liderlerinin tek tek yok edilmesi
* Hamidiye Süvari Alaylarına mensup aşiretlerin Ermenilere ve aşiretsiz Kürtlere yönelik şiddeti, Jön Türklerin de bunlara ilişmemesi
* Bitlis'te Hacı Musa Bey, Garzan'da Pencinarî aşireti liderleri Bişarê Çeto ve kardeşi Cemilê Çeto'nun hikayeleri
* Botan mir soyundan gelen Bedirhanların bağımsız Kürdistan çabaları ve I. Dünya Savaşı'ndan önce tek tek yok edilmeleri
* 1907 Bitlis eşraf isyanı ve şeyhlerin rolü
* 1914 Bitlis İsyanı ("Bölücülük" kavramının ilk kez kullanıldığı, bağımsız Kürdistan hedefleyen millî bir isyan) ve ertesi yıl soykırıma uğrayacağından habersiz Ermenilerin devlete destek vermesinden ötürü isyanın başarısızlığa uğraması. Gayda tekkesinin 3 şeyhi Seyyid Ali, Şeyh Bahaeddin ve Mele Selim'in idamı...
Konuya ilgi duyanların severek okuyacağına eminim. İyi okumalar...