Bir tavsiye üzerine okuduğum, baştan sona zaman kaybı olan bir kitaptı. Şu kitaba inceleme yazacağım aklımın ucundan geçmezdi. Her neyse, başlayalım.
Her şeyden öte kitabın türünü anlayamadım. Araştırma-inceleme türünde ise neden birkaç kaynak dışında kaynak yok? Deneme türünde ise neden sürekli kesinlik içeren ifadeler vardı? Psikolojik türde ise neden önemli psikologlardan birinin bile adı geçmiyordu? Kitapta eleştirilecek çok yer var, sırayla gideyim:
Kitle hareketleri despotizm arttığından değil de mevcut hükümetler, yönetimler zayıfladığından oluyormuş. Külliyen uydurma. İnsanlar baskılara dayanamadığı için ayaklanır.
Kitapta dönüp dönüp Sovyetler Birliği’ni Nazi Almanyası, faşist İtalya ve despotik İspanya ile aynı cümlede kullanıyordu yazar. Neymiş Sovyetler Birliği bu ülkeler gibiymiş. Bu yazarı CIA finanse etmemişse hiçbir şey bilmiyorum. Yazarın anlamadığı nokta şu: Komünizm başka bir şey Stalinizm başka bir şey. Stalin’le ilgili yazılanların büyük kısmına katılmakla beraber yazarın konuyu manipüle ettiği oldukça aşikar. Bunların yanı sıra ABD özgürlükler ülkesiymiş. Gül de boşa gitmesin. Konuyla ilgili kitapta şu ifade yer alıyor: “Komünist Rusya, Japon savaş esirlerini kolayca fanatik birer komüniste çevirebilir, fakat hiçbir Amerikan propagandası, ne kadar incelikle ve mükemmel olursa olsun onları birer özgürlük sevdalısı demokrata dönüştüremez (S. 113).” Tabii özgürlüğün tarihini siz yazdınız ve yazmaya da devam ediyorsunuz(!)
Kitabın basıldığı yılın 1951, yani Soğuk Savaş’ın başlangıç yılları olduğunu göz önüne alınırsak kara propaganda maksatlı bir kitap olma ihtimali yüksek.
Ayrıca yazar özelleştirme konusuna da değiniyor ta o yıllarda. Ve özelleştirmenin kamulaştırmadan çok daha iyi olduğunu söylüyor. Bugün hangisinin daha iyi olduğu ortada zaten.
Propaganda konusunda da yazarın görüşü propagandanın bahsedildiği gibi halk üzerinde yoğun etkisi olmadığı ve abartıldığı yönünde. Sadece propaganda yaparak 20-30 yıl yönetimde kalan birçok örnek sayılabilir.
Bir diğer tuhaf nokta devrimlerin kibirden dolayı olduğuymuş. Lenin’in kibirli biri olduğuna dair tek bir kanıt çıkaramaz yazar. Ayrıca -desteklemesem de- Humeyni de kibirli bir isim değildi; ideali peşinde olan bir Siyasal İslamcı idi. Bu insanlara ya da kitabın yazılmasında sonraki yıllarda Küba’da meydana gelecek devrimin öncülerine “Kibirden dolayı devrim yaptılar” demek kadar abesle iştigal bir durum olamaz.
Yazar yapılan devrimlerde başa gelen hükümetlerin daha öncekilere kıyasla halkına daha az hak tanıdığını iddia ediyor. Ama dünyada ilk yüksek düzey kadın diplomatın Sovyet Aleksandra Kollontay olduğunu unutuyor. Onlar daha siyahilere asgari düzeyde haklar vermezken Sovyetler her anlamda eşsiz girişimlerde bulunuyordu. Bu örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir. Ama tarihin her döneminde tek bir gerçek var o da ABD’nin yaptığı savaş çığırtkanlığı. Kitabın yazıldığı yıllarda Kore’de bir savaş vardı ve ateşi harlayan ve odun atan taraf ABD idi. Mesela benim dedemin o yıllarda ABD için Pyongyang ya da Seul’de savaşması özgürlük için miydi? Tabii ki değildi.
Son olarak yazar Çin’de Çan Kay Şek’in askerî darbesinin başarısız olmasına içerlemiş durumda; bunun nedenini de ekleyeceğim videoda bulabilirsiniz çünkü yeni bir süper güç geliyor: youtu.be/rB-KClGxwwk?si=...
Katıldığım nadir noktalardan biri ise şu: Otokratik liderlerin ya da yönetilmelerin iktidarda kalmak için şimdiyi değil sürekli geleceği işaret (Hedef 2023, 2071 gibi).
Bir de bu kitapta ayraç olarak Rosa Luxemburg ayracını kullandım. Büyük ayıp oldu Rosa’ya.
Kitapla, dayanışmayla, dostlukla kalın.