Puan vermedi·125 syf.····Okunma: 02 Nisan 2025 16:26 》Anadolu insanı fıkrayı, şiiri, hikayeyi, müziği sever. Arifler de halkı eğitirken bu yollardan birini seçmişler. Yaklaşık yedi yüz sene önce yaşamış Nasreddin Hoca da bunun için nükte yolunu seçmiş. Sadece güldüren değil, güldürürken düşündüren, eğiten ve aydınlatan bir yol onunki.
》Onun dilden dile dolaşan fıkralarıyla büyüdüğümüz için belki de Nasreddin Hoca'yı tanıdığımızı sanıyoruz. Ama bu kitabı okuyunca aslında onu çok da iyi tanımadığınızın ve tam olarak anlamadığınızın farkına varıyorsunuz.
》Yazarımız kitaba Nasreddin Hoca'nın kişilik özelliklerini, fıkralarının özelliklerini ve irşad yöntemini açıkladığı 3 kısa bölümle başlıyor.
》Bu bölümlerde yalnızca "yaşlı ve komik hoca nitelemesi" ile bilinen Nasreddin Hoca'nın aslında ne kadar donanımlı biri olduğunu görüyoruz. Oldukça bilgili, kendini yetiştirmiş, sosyal, tarafsız, iyi bir gözlem yeteneği olan, adaletli, hoşgörülü, hazır cevap bir insan olduğunu anlıyoruz. Toplumsal olaylara karşı duyarlı oluşu ve eleştirmesi gereken bir durum olduğunda bunu tatlı dille ve zekice yapması da onun farkını gösteriyor. Hocalık, kadılık, esnaflık, çiftçilik gibi işlerinde, insan ve aile ilişkilerinde tam anlamıyla Müslüman-Türk insanının genel karakterini yansıtıyor.
》"Hocam Özür Diliyoruz" adında bir bölüm var ki, onu gerçek anlamda tanıdığımızda söylememiz gereken her şeyi içeriyor. Hem de günümüze de ışık tutan, mesajlar içeren bir bölüm olduğu için benim çok hoşuma gitti.
》Daha sonra bazılarına aşina olduğumuz, bazılarını ilk kez duyduğumuz fıkralarını okuyoruz. Ve her bir fıkraya da yazılmış şiirleri... Daha önce hiç fıkralara şiir yazıldığını görmemiştim. Bu açıdan da benim için yeni bir şey olmasından ötürü kitaba çok güzel bir renk kattığını söyleyebilirim.
》En sevdiğim fıkralar Hırsızın Hiç mi Suçu Yok, Eşeğin Sözüne İnanmak, Allah'ın Rahmeti, Saat Kaç ve Mum Uyandır oldu.
》Daha sonra da tanınmış büyük şairlere ait Nasreddin Hoca şiirlerini ve ardından da çeşitli ülkelerde söylenen Hoca fıkralarını içeren iki güzel bölümle karşılaşıyoruz.
》İncelememin sonlarına gelirken şu fıkrayı paylaşmadan edemeyeceğim:
Hoca bir gün bostana gider. Burada büyük bir ceviz ağacı vardır. Dinlenmek üzere altına oturur. Kocaman ağaçta küçücük cevizler...
Hoca, buna anlam veremez. Öte yandan gözleri bostandadır. Burada bal kabakları vardır. Onlar ise yerdedir. Küçük bir bitkinin ürünü olarak yetişmektedirler. Der ki: "Bu işte bir terslik var, kocaman bir ağacın üzerinde küçücük bir ceviz; küçücük bir nebatın üzerinde kocaman kabak. Bu olacak şey değil!.."
Bu esnada kafasına ağaçtan bir ceviz düşer. Canını acıtır. Hoca bu can acısıyla ellerini açıp Allah'a şöyle seslenir: "Allah'ım! Sen ne kadar büyüksün! Sen yine bildiğin gibi yap. Eğer sen, benim düşündüğüm gibi yapsaydın, şimdi benim halim ne olurdu." der.
》Yıllar önce yaşamış bir zatın bugün hala tanınması, araştırma konusu olması, eserlerinin hala söyleniyor olması, eğitmeye hala devam ediyor olması onun alelade bir kişilik olmadığını gösteriyor. Çok önemli bir değerimiz olduğu için onu herkese anlatmak da vazifemiz. Bunun için de önce kendimiz tanımalıyız onu. Bu sebeple bu kitabı daha çok insanın okumasını diliyorum...
》Esat Anık'ın belirttiği gibi: "İrşada ölümünden sonra bile nasıl devam edebilir? şeklinde bir soruya şöyle cevap vermek mümkün: Bedenden ayrılan yüksek bir ruh, kınından sıyrılan kılıca benzer. Çünkü, kılıç kınından ayrılınca keskindir..."