·200 syf.····Okunma: 28 Mart 2025 04:14 En son yarım bıraktığım kitap hiç benim zevk aldığım bir yazı stiline sahip değildi. Ve bazen bir kitabı yarım bırakmak düşüncesi hoşuma gitmiyor. İki sene de sürse bitirmeliymişim gibi düşünüyorum;).
Bu yüzden çok uzun süre kitap okuyamadım ve tekrar okumaya dönmek için elime aldığım Thomas More’un Utopia kitabını betimleme çok olduğu için tam bitirmiş değilim. Ama okuduğum kadarıyla Utopia’yı bu distopyanın ön sözünde söylendiği gibi hissetmiştim:
“Distopyadan önce ütopya vardı. Bugün artık ikisinin iç içe geçmiş kavramlar olduğunu biliyoruz. Birinin ütopyasının, başkasının distopyası olduğunu görüyoruz.” Syf7
Ütopia’da anlatılan düzenin çok güzel işlediği ve suçun neredeyse hiç olmadığı, insanların gösterişi sevmediği; altın, mücevher ve paranın önemi olmadığı ülke tasviri, hayal ettiğim zaman benim için çok da yaşanılır bir yer gelmedi. Sıkılacağımı, zevkli bir hayat geçiremeyeceğimi ve ordaki insanların mutlu olabileceği düşüncesinin gerçekçiliği olmadığını düşündüm. Çünkü insan mutsuzluğu yaşamadıysa mutluluğun ne olduğunu bilemez. Kimsenin suç işlemediği dünyada erdemli olmanın bi önemi olmaz. Yalan söylemeyenin olduğu yerde doğru söylemek önem taşımaz. Düzene, ahlaka uymayan; hatalı, kötü niyetli yani geniş anlamla ifade edersek eksikleri herkes tarafından görülebilen insanların olmadığı bir dünyada bugün değer olarak gördüğümüz her türlü erdem sıradanlaşacağı için insanda zevk alma duygusu tatmin edebilir boyutta olamaz. Ne kadar yeri geldiğinde neden var olduğunu anlayamadığımız kavramlarla yaşadığımız bir evrende olsak da dünyanın yaşanılabilir hisettirmesi için zamanımızı inişli çıkışlı bir ilerlemeyle doldurma düşüncesine ulaşırız…
Öz sözde belirtildiği üzere sanıldığı gibi ütopya ve distopya karşıt anlamlı değildir. İkisi de var olmayan bir devlet modelini anlatır.
Bu kitabı okurken ütopya ve distopya hakkında kendimce farkettiklerim: İki toplum modelinde de kurallara uyulması gerekiyordur. Fakat ütopyada insanlar bu düzenden mutludur. Çünkü düzen erdemli insan olma modeline göre kurulmuştur ve tatmin duygusunu doruklarda yaşayan bir toplumdur. Distopyada ise düzen, halkın duygularını ve hayattan zevk alabileceği her şeyin elinden alınarak yönetim için var olup hayatını sürdürdüğü ve insani duyguları yaşayabileceği bir zaman dilimi geçiremediğinden veya sistem tarafından vatana ihanet suçuyla işkenceye uğrayıp gerçek anlamda kabul etmek zorunda kaldığından duygu kavramına uzak kalmış; mutluluk ne demek bilmeyen ama mutsuz olduğunun da bilincinde olmayan bir toplumdur.
Ütopya, dünya üzerinde böyle bir yönetim şekliyle mutlu olabilecek insanlar olmadığından ve olması gereken toplum hayaliyle yapılan yanlışları dile getirmek amacıyla yazıldığından gerçek dünyada asla karşılaşabileceğimiz bir toplum modeli değildir oysa distopya şuan yaşadığımız düzene tepki verilmediği takdirde halkın neleri yaşayacağını göz önüne seren, gerçeğe çok yakın olmasıyla beraber gelecekteki yönetim modellerine ayna tutan bir toplumdur.
Yani ütopya bir hayali yansıtırken distopya gerçekleri göz önüne serer.
Şuan yaşadığımız toplumu ve vaziyeti göz önüne aldığımda Kallokain distopyasından çok farklı olmadığını görüyorum. Kitapta bahsedilen dünyadevletin her detayını okurken gözümün önüne gelen görüntü nedense kendi ülkemin yaşanmışlıklarıyla oluştu: Polisin istediğini yapabilmesi ve kanunlara uymadığı durumlarda bunu saklarken dünyadevletin devamlılığı için demesi, insanların düşüncelerinden ve duygularından bile yargılanması, çocuk sahibi olmanın aşkın meyvesi demekten çok uzak olarak devlete hizmet etme amacı güdülerek görev için gerçekleşirilmesi, yalnızca devlet için çalışılması ve ihtiyaçları anca karşılayacak şekilde maaş verilmesi, sinema gibi sosyal aktivitilerin dahi dünyadevlet düşüncelerine hizmet etmesi, radyo ve diğer iletişim araçlarının sadece dünyadevlete yönelik haberleri sunması, ne hissettiğini bilemeyecek kadar anlamı olmayan hayatların yaşandığı, insanların her hareketi veya sözü kontrol ederek yaşama zorunluluğuyla hayallerinden çok uzak hayatların olduğu bir toplumdur.
Belki binlerce yıl sonrası varsayılarak yazılan bu kitabın ilk yayınlanmasının üstünden 100 yıl dahi geçmemişken bu nebze yaşanıyor olması çok üzücü…
Yine de yaşamak sürekli bir mücadeledir ve bizler hakettiklerine, hayal ettiklerine ulaşmak için umudumuzu diri tutarak mücadeleye devam etmeliyiz!