(...) Ben bir başkasıdır. Kendini keman olarak duyumsayan oduna yazık!
Hiç bilmedikleri konularda tartışan bilinçsiz insanları küçümsüyorum!(...)
(Kahin'in Mektubu-1871)
Rimbaud'un, Georges Izambard'a 13 Mayıs 1871'de yazdığı mektupta geçen bu başlangıç cümlesi (Ben bir başkasıdır)Rimbaud'u sanat içerisinden baktığında bireyin Ben'inin bir tek kendine ait olan Ben'inden oluşmadığını, etkileşimde olduğu nesne ve canlılardan duyumsadıkları ile birlikte gelişerek, bir başka Ben oluşturduğu görüşüdür ve bu görüşteki oluşan yeni Ben, yine kendisi olan Ben'den başkası değildir. Rimbaud kendi gerçekliğinde, kendinden içeri bir ben oluşturur ve bu Ben'iyle yenileşmeyi, sürekliliği, değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu, bireyin de bu değişimi kendinde fark ederek yepyeni ve sürekli gelişen bir Ben'in farkındalığıyla yine yepyeni anlam alanları açılacağını savunur. Yazdığı mektupta da bunu Kahin olmakla savunur. Yeni anlamları metinlerde ya da sözcüklerde aramaz Rimbaud. Ona göre yeni anlamlar ve yeninin kendisi yaşamın içerisindedir. Bu yüzden insanın kendindeki duyuların zorlanmasını savunur. Yeni anlamlar bu sayede duyumsanacaktır. Böylelikle Ben'in bir başkası haline gelebilmesi mümkün olacaktır.
Rimbaud'un mektuplarında yazdığı bu ve benzeri söylemler, bir Tanrısallık konusu ortaya çıkarıyor. Rimbaud; duyuların zorlanıp anlamları zenginleştirerek, yeni anlamlar ortaya çıkararak kendini bir başka Ben'in yerinde duyumsadığında, tanrısal bir güçle kendindeki bu yenileşme hareketinin, kendi kendisinin tanrısı haline bürüdüğünü gösteriyor. Mektuplarında bunu görmeyenler için, duyumsamayanlar için ise budalalar olarak bahsediyor. Çünkü onlar, kendilerini yazar ilan ederler, yazdıklarını kendilerine mal ederler diyor. Ona göre bu mal ediş budalacadır çünkü nesnelerle ve diğer canlılarla bütünleşen Ben her ne kadar yine aynı kişinin içindeki Ben olsa da bir başka Ben'i taşıyor. Nasıl bir bağlantı kurulacağını bilememekle beraber ya da bir bağlantı kurulabilir mi diye soraraktan Rimbaud'un bu bahisleri bana Hallac-ı Mansur'u ve Spinoza'yı anımsatıyor. Mansur'un: "Ban yaratıcı gerçeğim." demesi, Spinoza'nın sonlu ve sonsuz varlıkları tanımlarken, her şeyin bir bilince sahip olmasının dışında yine her şeyin bir bütün ile bir arada olduğu yani şeylerin birbirinden bağımsız olmayan bir bütünün parçası olduğu düşüncesi geliyor aklıma. Rimbaud da şeyleri duyu organlarının zorlanarak kalıp anlayışlarımızın dışına çıkmamız gerektiğini söylüyor. Ve mektubunda da anlattığı gibi kahin olmalı insan diyor. Bir şair olarak ancak bütün duyularını birbirine karıştırdığında ve bu sayede yeni duyumlar elde ettiğinde, işte ancak o zaman; sevginin, acının, bütün biçimlerinde kendini arar insan ve bunların bütün biçimlerinden yalnızca en güzel olanını kendinde tutarak kahinleşir.
Ben bir başkasıdır ve o başkası da Ben'in bir parçasıdır. Bir sanatçı, başka başka benleri kendinden uzaklaştırarak kısır döngüye girer. Rimbaud bu sözleriyle sanatçıların öteki Ben'leriyle bir arada olması gerektiğini savunur.
ve bana ait olan bu eser ayrıca bana ait değildir. Tıpkı tamamen bana ait olduğu gibi.