·221 syf.····Okunma: 05 Nisan 2025 02:44 Stendhal ile yeni yeni kitap okumaya başladığım zamanlar Kırmızı ve Siyah ile tanışmıştım. O dönem en sevdiğim kitap olmuştu. Sonrasında Parma Manastırı ile devam etmiştim. Şimdi sıra Lamiel'de.
Kitabın başında bizi alıştığımız şekilde betimlemeleriyle kitabı zihnimizde perdeye koyan Stendhal kalemi karşılıyor. İlk olarak köyü zihnimizde canlı bir resmini görüyoruz, sonra da bu köyün sakinlerini bir bir tanıyoruz.
Köyün zangoçu ve öğretmeninin yeğeni/evlatlığı olarak karşımıza çıkan küçük Lamiel, süreli ona dikte edilenler büyüyen bir kız. Bir gün düşesin kitap okuyucusu olarak şatoya alınan kızın tek zevki merak etmek ve bu merakı gidermek. Merakını gideren biricik dostu doktor ise pek de iyi niyetli sayılmaz. Başta Lamiel'e neredeyse acıdım. Fakat bana doyumsuz gelen ve sürekli sıkılan hali onu çeşitli maceralara çekti. Herkesin mütemadiyen kendisine hayran kaldığı ve bir şekilde etrafında olmaya çaba sarf ettiği bu kız özgür olmak ve aşkın ne olduğunu anlamak istiyor. Bu konuda derin bir merakı var fakat diğerlerinin aşk diye anlatıp övdüğü hal ona müthiş bir sıkıntıdan başka bir şey vermiyor. Dük'e de haksızlık ettiği kanaatindeyim. Sanırım bazı kadınlar kaba saba ve kendine değer vermeyen adamlara çekiliyor bir şekilde. Roman da olsa gerçekte de olsa olan bir durum.
Kitabı okumak isteyenlerin mutlaka göz önünde bulundurması gereken durum ise şu: yazar bu romanı bitirememiştir. Yani kitabın sonu aniden yayından kaldırılan bir dizi gibi. Gerisi sizin hayal gücünüze kalmış. Kitap bir anda bitiyor, nihayete eren bir olay örgüsü yok. Kitaba daha yüksek puan verememe neden olacak şey de budur. Bunun dışında açıkçası zihnimde bir yeşilçam filmi tadında canlanan bir kitaptı.