Kitap 'Damızlık Kızın Öyküsü' gibi Gilead'da geçiyor—hani şu kadınların doğurganlığı dışında pek de bir şey ifade etmediği, dindarlığın kılıf, baskının esas olduğu o karanlık ülke. ( Tanıdık geldi mi?) Bu kez anlatıcılarımız üç kadın: biri rejimin içinden (Teyze Lydia), biri rejimin içinde büyümüş (Agnes), biri de dış dünyadan, Kanada'dan gelen (Daisy).
Şunu baştan söyleyeyim: Bu üç sesin birleşimi, kitabı Damızlık Kızın Öyküsü’nden bile daha sürükleyici hale getirmiş. Özellikle Teyze Lydia… Yani kadın tam bir gri alan cenneti. Hem sistemin kurucusu, hem yıkıcısı olabilecek kadar zeki.
Ahitler’i okudukça Gilead’ın içinde yaşananları, rejimin ne kadar planlı, ne kadar kurnaz ve aynı zamanda ne kadar kırılgan olduğunu yakından görmüş oldum. Daha da önemlisi: Bu kitap sadece Gilead’ın içini değil, dışını da gösteriyor. Kanada’da, bizim bildiğimiz dünyaya daha yakın bir yerde, bu distopyaya nasıl bakılıyor, insanlar ne kadar biliyor, ne kadar susuyor?
Okurken şu çok net geçti içimden: “Bu hikâye, bizim haber bültenlerinde izlediğimiz ama sonra bir çay koyup unuttuğumuz ülkelerin hikâyesi.”
Teyze Lydia dışında Agnes ve Daisy de bana çok şey hissettirdi. Özellikle Agnes’in iç sesi, inançla büyüyen ama bir şeylerin yanlış olduğunu sezen bir çocuğun karmaşasını çok iyi veriyor. Daisy ise daha serinkanlı, daha dış göz. Onun bölümleri bana biraz soluklanma alanı gibi geldi. Çünkü Gilead sayfaları yer yer boğucu oluyor, itiraf edeyim.
“Okunur mu?” sorusuna kısaca cevap: Okunur. "Damızlık Kızın Öyküsü okunmadan da Ahitler anlaşılır mı?" Evet, Atwood öyle güzel kurmuş yapıyı. Ama öncesini bilirsen, her kırıntı sana daha fazla şey söyler.
Ağır mı? Yer yer. Özellikle ahlaki sorular geldiğinde “Ben olsam ne yapardım?” demeden edemiyorsun.
Sürükleyici mi? Kesinlikle.
AhitlerMargaret Atwood