-KİTAP İÇERİĞİ BOLCA KULLANILMIŞTIR-
Fikret Başkaya tarafından kaleme alınan eser, dünya genelinde “Neden Batılı Devletler baskın güçlerdir?” sorusuna cevap aramaktadır. Eser, farklı başlıklar altında genel olarak dünya üzerinde bulunan krizlere, ülkelerin nasıl kalkınabileceğine ve mevcut siyasi koşullarda ekonominin toplumların hayatlarını ne denli etkilediğini ele almaktadır. Yazara değinecek olursak Başkaya, siyasi olarak sol görüşte bir şahıstır. "Paradigmanın İflası" isimli kitabı yüzünden Terörle Mücadele Yasasına dayanılarak 20 aylık hapis cezasına çarptırılmıştır.
Kapitalizmin dünya halklarını sömüren bir oluşum olduğunu öne süren eser, bu süreci kapitalizmin ortaya çıktığı XVI. yüzyıla kadar dayandırmaktadır. Kapitalizm nedeniyle Batılı olmayan toplumların azgelişmiş olduğu söylenmektedir. Amerika’nın keşfiyle beraber Kolomb’un Avrupa’ya getirdiği yeni medeniyet oluşturucu bileşenler Avrupa’nın oluşmasını sağlamıştır. Özellikle pamuğun Türkiye ve Hindistan’daki endemik bileşen olma durumunun ortadan kalkması kapitalizmin ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Pamuğun ipekten daha az zahmetli bir şekilde elde edilme durumu pamuğa olan talebi artırmıştır. Kıyafet ve kâğıt üretiminde kullanılan pamuk, sürekli işlenmeye başlamasından dolayı hızlanma gereksinimi duyulmuştur. İngiltere, Hollanda’dan Doğu Hindistan Ticaret Şirketi’ni satın aldıktan sonra pamuk işleme atölyeleri kurmuştur. Hintli şahısların pamuk işlemesinde yüzyıllardan beri süregelen mahareti ve Hindistan’ın ticaret yollarında merkez coğrafyada bulunması İngiltere’nin ticarette büyümesine sebep oldu.
İngiltere, pamuk üretiminde gerçekleşen bu hızlı büyümenin meyvesini ekonomik olarak fazlasıyla elde etmişti. Bilime ve ar-ge’ye yatırım yapmaya başlamışlardı. Üniversitelerinde teknik bölümler açan İngilizler, Thomas Savey’in Buhar Makinesini icat etmesiyle sınai açıdan devrim gerçekleştirmişlerdir. James Watt’ın makineyi geliştirmesiyle beraber üretim hızı artmıştır.
Üretim hızının artmasıyla beraber ürünlerde defolar ortaya çıkmaya başlamıştır. Satış için sağlam ürün isteyen tüketiciler, elişi erbaplarına az da olsa yönelmeye başlasa da hızlı üretim ve yerel pazarlara hızlı ulaşım avantajlarını iyi kullanan sanayi kullanıcılarının ürünlerini almaya başlamışlardı. Ekonomik olarak büyüyen sanayi kullanıcısı satıcılar, dış pazarlara da açılmaya başlamışlardı. Fakat hızlı üretim beraberinde hızlı hammadde tüketimi de getirmekteydi. Bundan dolayı hammadde alanları arayışına koyulan sınai üreticiler, yeraltı ve yerüstü kaynakları açısından zengin olan coğrafyalara açılmaya başladı.
Sömürge faaliyetlerinin bu dönemde daha da yükseldiği görülmektedir. Hammadde alanlarını genellikle gelişmemiş bölgelerden seçmekteydiler. Bu bölgelere yalnızca ulaşım açısından yatırımlar yapmaktaydılar. Özellikle tren yolları yapılmaktaydı çünkü tren o dönem için hem en hızlı hem de yük kapasitesi en yüksek olan ulaşım aracıydı. Hammadde alanları olarak kullanılan fakat aynı zamanda pazar olarak da kullanılabilecek bazı ülkeler/coğrafyalar bulunmaktaydı.
Türkiye bu coğrafyalardan biriydi. Özellikle Almanlar, İngilizler ve Fransızlar XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Türkiye’ye fazlasıyla yatırım yapmıştır. Özellikle yerüstü kaynakları açısından öne çıkan Anadolu ve yeraltı kaynakları açısından zengin olan Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Levant bölgeleri Batılı Devletlerin ilgilerini cezbetmekteydi. Hem pazar hem hammadde alanı olmasından ötürü Türkiye’ye demiryolları açısından yatırım yapmaları dolayısıyla bu sisteme “Demiryolu yapımı ile gerçekleşen sömürü sistemi” denemiştir. Aynı zamanda Hindistan da bu sömürü sisteminin kurbanıydı. Bu sömürü alanları öylesine önemliydi ki sadece Türkiye’ye 1912 yılında yapılan yatırımlar şu şekildedir (milyon kuruş bazında);
SEKTÖRLER FRANSA ALMANYA İNGİLTERE DİĞERLERİ TOPLAM
DEMİRYOLU 2369 2273 573 110 5331
MADENCİLİK 385 21 45 7 358
BANKACILIK 320 125 285 90 820
SANAYİ 200 100 250 100 650
DİĞERLERİ 507 350 250 200 1307
TOPLAM 3861 2869 1409 507 8466
Bu tarihlerden itibaren küresel tekelci bir kapitalizm hâkim olmuştur. Batılı devletlerin ortaya çıkardığı anapara, dünya genelinde batılı devletlerin zaten en yüksekte olması durumunu daha da perçinlemiştir. Anaparalar kalkınan bu devletler, daha az gelişmiş olan ya da gelişmekte olan devletlere ya kendi elleriyle ya da kendilerine bağlı olan özel atılım olan şirketleri destekleyerek bölgelere yönlendiriyordu. Bundan dolayı bazı şirketler ve aileler aşırı zenginleşemeye başlamışlardır. Özellikle dünya savaşları sırasında bazı devletler bu şirketlerin elleriyle ortaya ekonomik fark koymuşlardı.
İngiltere bazı silah şirketleri ile anlaşmış, kendisi için ve müttefikleri için silah üretimini başlatmıştır. Üretici firmalar (Winchester vb.) zenginleşemeye başlamıştı. Ticaret yapan bazı aileler ve o ailelerin mensupları devletle iş yaptıkları için devlet yönetimlerinde söz sahibi olabiliyorlardı. Örneğin Gertrude Bell, ailesinin tacir olmasından ötürü ve kendisinin eğitimli bir kişi olmasından ötürü İngiltere’nin Arap Dünyası’ndaki siyasetini ve Osmanlı coğrafyası üzerindeki amaçlarını şekillendirmiştir.
II. Dünya Savaşı ise kapitalizmin tepe noktasına ulaşmasındaki ana etmen denilebilir. İngiltere’de; BP, Almanya’da; Volkswagen, Mercedes, Porsche ve Karbiner, Amerika’da; Ford, Boeing, General Dynamics ve McDonnell Douglas, Rusya’da; Kalaşnikov ve Lada ve Fransa’da; Renault ve Peugeot gibi üreticilerin yükselmesi bu savaşın kapitalizme nasıl hizmet ettiğini gözler önüne sermektedir. Bu markalar savaş sonrasında o denli büyümüştü ki ulaşım, savaş ve iç ve dış ticarette kendileri dışında söz sahibi olanları satın almaya dahi başlamışlardı.
Firmalar o kadar zenginleşmişti ki artık devletler adına yatırımlar yapıyorlardı. Şirketler tüketicileri kendisine borçlandırarak veya alışveriş yapmaya teşvik ederek kalkınmaktaydı. Fakat bu büyümenin şöyle bir sorun vardı; artık azgelişmiş ülkeler değil, dünyadaki tüm toplumlar sermaye merkezleriydi.
Azgelişmişlerin sömürülmesiyle başlayan kapitalizm denilen ekonomik model dünyadaki her bireyi yutarak şirketleri zengin etmeyi amaçlamaktadır. En dinamik teknolojilere sahip olanlar en zengin ve en çok para işleyenler oluyor. Kapitalizmi ise ileri kapitalist ülkeler yönlendirmektedir. Kalkınma stratejilerini bu ileri kapitalistler belirlediği için günümüzdeki azgelişmiş olanları kendileri belirlemektedir. Her toplum sermaye olarak görülse de belli başlı olan toplumlar "azgelişmişleştirilmiş" olarak ileri kapitalistler tarafından belirlenmektedir.