30 yaşında olan postacımız var, bu duygusal adam hayatı boyunca hiç önemli bir şey yapmamış. sadece üniversiteye gitmiş, film izlemiş, müzik dinlemiş, postacı olarak çalışmış ve bu döngüye devam etmiş. hayatı çok sıradan olan bu adam babası ile konuşmuyor, annesini ise 4 5 yıl önce kaybetmiş. annesi kanserden ölüyor, annesine çekmiş adam. rahatsızlanıp da doktora gittiğinde kanser olduğunu öğreniyor. yapılacaklar listesi çıkart(am)ıyor ama yapmak istediği her şeyi yapmış. o da film izlemek ve müzik dinlemek. hayatınızın bu kadar anlamsız olduğunu düşünün - aslında çoğumuz aynıyız, sadece postacı değiliz de bankacıyız ve arada bir farklı şehir görmeyi seviyoruz.-
postacıya hayatın anlamının ne olduğunu buldurmaya çalışan yazar bu hikayede hayattaki anlamın bir arkadaşla sohbet, bir dilim çikolata, bir fincan kahve olduğunu söylüyor. siz de tembel biriyseniz- yahu niçenin dediği gibi hayatın anlamı üstün insan olmak o zaman hemen kendimi kırbaçlim... insan kendini mi kırbaçlar, sadist miyim ben? hiiiiiç uğraşamam. diyorsanız bu kitap sizin başucu kitabınız olabilir.
çok duygusal kitaptı, alerjim var. kaşıntı yapıyo